27 Şubat 2009 Cuma
26 Ağustos 2008 Salı
neden bu kadar yüksek bu vergiler?
![]()
Bu soru sorulduğunda kastedileni herkes anlar. Toplumda, vergilerle toplanan paraların çoğunun "yukarıdakiler"in cebine gittiğine dair sebepsiz olmayan bir inanç var. Ama devlet bizden vergi isterken, vergi kanunlarını çıkartırken "cebe atacağız yolumuzu bulacağız" diye açıklama yapmıyor. Öyleyse nasıl oluyor da vergiler gerekçelendiriliyor? Yüksek vergileri toplamak için arkasına sığınılan gerekçeler neler?
- Her yıl konuşulan fındık, tütün, vs alım fiyatları devletin cebinden çıkıyor. Yani ülkemizin tarım sistemi şöyle ki: devlet çiftçinin elinden ürettiği malı almak zorunda. Bu malı alırken de malın kalitesine veya ihtiyaca bakmıyor. Olabildiği kadar yüksek fiyat vermeye çalışıyor. İşte o miktarlar vergisini veren vatandaşın cebinden çıkıyor.
- Özelleştirilmeyen kamu iktisadi teşebbüslerinin pekçoğunda gereğinden fazla işçi/memur çalışıyor. Bunun sebebini hepimiz biliyoruz: KİT'lerin arpalık olarak kullanılması. Devlet bağlantılı sayısız insanın işe alınması. Bir kişinin yapacağı iş için üç kişinin çalışması, o üç kişinin de günü bol bol çay içip sohbet ederek geçirmeleri. Türkiye'de devlet şirketlerinin bu şekilde çalışmadığını iddia edecek biri varsa iyimserliğinden dolayı saygı duyarım. Bu şirketler özelleştirildiğinde tabii ki bu beyefendiler hanımefendiler işsiz kalıyorlar, çay içme karşılığı maaş almayınca afallıyorlar. Sonra da suçlu özelleştirmeyi destekleyenler oluyor. İşte bu kafayı vergilerimizle besleyen de biziz.
- Devlet daireleri ve belediyeler de aynı şekilde. Çok sayıda işçi ve memur tanıdıkları sayesinde kadroya alınıyor, hiçbir şey yapmadan her ay bankamatiğe uğrayıp maaşlarını alıyorlar. Bunların da maaşları bizim vergilerimizden çıkıyor.
- Ücretsiz üniversite diye bir şey yoktur. Birinin üniversitesini ya ailesi öder, ya da başkalarının aileleri (devlet). Puansız girilebilen ve derse gitmeden diploma alınan kaç üniversite, kaç fakülte, kaç bölüm olduğunun farkında mısınız? ÖSS'de neredeyse hiç puan almayıp "üniversiteye giren", sonra da hiçbir çaba harcamadan rahat rahat "üniversite okuyan" yüz binlerce öğrencinin üniversite masrafları da bizim vergilerimizle karşılanıyor.
- Dünyada savunmaya en çok harcama yapan devletlerden biri de bizimki. Bu harcamalar nereden çıkıyor sanıyorsunuz? Tabii ki vergiler sayesinde. Askere alınan onca insanın terhis olana kadarki giysi, yemek, yakıt, vs harcamaları? Onlar da vergilerimizden sağlanıyor. Hani profesyonel orduya geçişi pahalı bulanlar varsa -ki var, mevcut ordunun da bedavaya gelmediğini hatırlatmak faydalı olabilir.
Kısacası, tabii ki yolsuzluklar sebebiyle ödediğimiz vergiler birilerinin cebine gidiyor. Ama şunu iyi anlamak lazım: yukarıdaki uygulamaları destekleyerek istesek de istemesek de yüksek vergiye arka çıkan biziz. Devlet, elinde bahanesi olmazsa yüksek vergi de alamaz. Bu bahaneleri ortadan kaldırmadıkça bir yerlerde koltuğa oturmuş adamların cebinin dolması engellenemez maalesef.
_________
Grafik: Wikipedia, "Income Tax"
15 Temmuz 2008 Salı
modern zaman tanrıları
"According to Leontius, when a Christian worships an icon,the icon itself melts away, as it were, and a purely spiritual
meeting takes place between the worshiper and the holy person
represented in the icon."*
Popüler kültürün müritleri olarak yaptıklarımızı düşününce,
şunu sormadan duramıyorum:
bugün hepimiz bu çeşit bir inanç sistemi içinde yaşamıyor muyuz?
* "Leontius'a göre, bir Hristiyan bir ikona tapındığında, ikon var olduğu şekliyle yok olur, ve tapınanla ikonun temsil ettiği kutsal kişi arasında ruhsal bir buluşma gerçekleşir." The Role of the Icon in Byzantine Piety, Lennart Rydén.
07 Temmuz 2008 Pazartesi
paranoyaya karşı günde iki defa tok karnına
ve mahkumiyetin yasal kanıta bağlı olduğunu asla unutmamalıyız.
Birbirimizden korkarak yaşamayacağız."
- Edward R. Murrow
25 Haziran 2008 Çarşamba
sebepsiz düşman bulma sanatı

Şimdi hepimiz (yani futbolla ilgilenenler olarak) millî takımı hayret ve sevinçle izliyoruz ya...
Dolayısıyla, zaten genelde hassas olan millî duygular ve mağduriyet (1) müessesemiz ayakta ya...
Öyleyse, istediğimiz kadar saçmalayabiliriz.
Mesela, Norveçli bir futbol adamı "Türkiye özellikle Hırvatistan karşısında oynadığı oyunla, futbolda yeniden büyük başarılara dönüşünü ortaya koydu. ... Oslo'daki maç 1-1 bitseydi, Fatih Terimin işine son verilecekti. O zaman biz Avrupa şampiyonasına gitme şansı elde edecektik" dedi diye "Başarısız küstah Norveçli, Fatih Terim'e çirkin yakıştırmalarda bulundu" şeklinde çemkirebiliriz. (2)
Euro 2008 için konulmuş bir kuralın nasıl olup da Euro 1996'da delinebildiğini sorgulayabiliriz. (3)
Bir de bunların üstüne takımımızın bahisçiler için "yarı final maçlarında en yüksek oran veren takım" olmasıyla övünebiliriz, bu açıkça millî takımın en az şans tanınan takım olduğunu göstermiyormuş gibi. (4)
Ve bunları bir de haber diye web sitelerine koyarız.
Kim tutar bizi! Sahadaki rakip yeter mi? Yetmez. Mutlaka saha dışında düşmanlar bulmamız, uğramadığımız haksızlıkların mağduru olmamız lazım. Alışmışız bir kere. Aynen devam...
(1) "Mağdur". Deşarj Makinesi
(1) "Başarısız küstah Norveçli'ye bak". Hurriyet.com.tr
(2) "UEFA'dan çifte standart!". Haberturk.com
(3) "Dünyanın gözü bu maçta". Hurriyet.com.tr
21 Haziran 2008 Cumartesi
serbest pazar devrimciliği
19 Haziran 2008 Perşembe
diziyi bilmeden analiz yapmak
"David Hume: Henry Ian Cusick tarafından canlandırılan Desmond Hume karakteri ilk olarak bir 'inanç ve bilim adamı' olarak görünmüştü daha sonra ise "live together, die alone" (birlikte yaşar, yalnız ölürüz) sözüyle akıllarda ve gönüllerde kendine yer buldu. Desmond'ın daha önceki hayatındaki gelişmeleri izlerken birden gördük ki bu karakterin tam adı David Desmond Hume."Lost dizisinin felsefi şifresini açıklıyoruz, Guncel.net
(Kısaca: Önce bi zahmet diziyi izleyin de, felsefi şifresine sonra kasarsınız.)
16 Haziran 2008 Pazartesi
"sizi gelecekte işleyeceğiniz sarah marks cinayeti sebebiyle tutukluyorum"
Jandarma, tabii ki diğer tüm güvenlik kuvvetleri gibi, tanımı gereği, doğası gereği, güvenliğimizi istiyor. Hatta diyebiliriz ki, jandarma, güvenliğimizi sağlamak dışında hiçbir şey istemiyor. Çok iyi insanlar olduklarından, bizi çok sevdiklerinden değil. Raison d'être olarak başka bir şey bilmiyorlar güvenlik kuvvetleri. Nasıl ki bir hastane mikropları azaltmakla, bir reklam şirketi imajı cilalamakla kafayı bozar, güvenlik kuvvetleri de güvenliği sağlamakla ilgileniyorlar, başka bir şeyle değil. O kadar ki, farklı öncelikler arasında dengeli hesap yapamıyorlar, çünkü bunu yapacak bir yapıda değiller. Görevleri belli, ve bu yönde ilerlemeleri de çok normal. Onları dengelemek başkalarının görevi.
Jandarmanın istediği bir şey daha var ama: jandarma, güvenliğimizi sağlamak yönündeki bir türlü önleyemediği o derin isteğin yanı sıra, bir de suçu önlemek için "özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesine imkan tanınmasını" istiyor. Yeni hazırlanan, ve belirsiz istisnalarla kişisel bilgilerimizin ve iletişimimizin işlenmesine olanak sağlayan yasadaki istisnaları yetersiz bulmuş olacak ki, "özel niteliği olan kişisel veriler" ile "kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılması"nı da istisnalara ekletmek istiyor. (1)
Jandarma, bizi korumak için, uygun gördüğü herhangi bir insanın "iletişiminin tespit edilmesi"ni, "dinlenmesi"ni, "sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi"ni, "kayda alınması"nı, ve "teknik araçlarla izlenmesi"ni talep ediyor. Herhangi birimizin: sizin, annenizin, kız/erkek arkadaşınızın, kardeşinizin... (1)
Jandarma, bizi korumak için, bizim özel hayatımızı paramparça etmesi gerektiğini düşünüyor.
Ben öyle düşünmüyorum.
Asıl soru şu: milletvekilleri öyle düşünürlerse ne olacak? Bu da yetmezmiş gibi, kanun Anayasa Mahkemesi'ne götürülür, ve Anayasa Mahkemesi de öyle düşünürse ne olacak? Bu polis devleti yasasının çıkmasını engelleyebilecek miyiz? Sonuçta parlamenter demokrasi içinde onlar bizim temsilcilerimiz. Dedik ya, 'jandarmanın hiçbir detayı düşünmeden sürekli güvenlik yönünde talepte bulunması gayet doğal, diğer kurumlar bunu dengelemeli' diye. Peki dengelemezlerse ne olacak? Birileri AİHM'ye gitse, ve davayı kazansa bile, o arada kaydedilen tüm kişisel bilgilerle ilgili ne yapacağız?
Ne yapacaksak güzel şeyler yapalım, zira birileri bizi izliyor olacak.
(1) "Jandarmadan 'mahrem' talepler". NTVMSNBC.
15 Haziran 2008 Pazar
farklı farklı ülkeler mevcut
Bir tarafta, eşcinsel derneklerini ahlâka aykırı olduğu gerekçesiyle kapatmaya çalışan, vicdani ret isteyenlere hapis cezası veren, eşcinsel olmayı aşırı şişmanlık, fizyolojik bozukluk, zihinsel yetersizlik vs ile aynı kefeye koyan ve askere gitmemek için bir çeşit "çürüklük" sayan, aynı zamanda bir de "kanıtlanmasını" isteyen bir ülke.
Diğer tarafta eşcinsel askerlerinin geleneksel eşcinsel yürüyüşüne üniformalarıyla katılmalarına izin veren bir ülke.
- Bizi Avrupa Birliği'nde neden görmek istemiyorlar?
- Çünkü Müslümanız. Yoksa onun dışında hiçbir eksiğimiz yok.
Hadi canım!





