16 Mayıs 2005 Pazartesi

dünya dışı akıllı yaşam

İnsanın salakça ukalalığının en büyük göstergelerinden biri.

Bir şeyin var olup olmadığı tartışılırken, önce gerçekte neyin tartışıldığına şöyle bir bakılması en sağlıklı yöntemdir. Eğer dünya dışı akıllı yaşamın varlığı tartışma konusuysa, hemen konunun ta kendisine bakalım:

"Dünya dışı": Evet, ifadenin ilk yarısı bu, ve bu konuda hiçbir sorun yok değil mi? Yaşadığımız gezegenin dışından bahsediyoruz. Tamam.
"Akıllı": Akıllı? Nasıl yani? "Zekâsını insan gibi kullanan" anlamında mı? Herhalde insanlar için kullandığımız "akıllı" sıfatının birebir aynısı olamaz. Muhtemelen bu kelimeyle, "belirli bir zeka seviyesine sahip olan" anlatılmak isteniyor. E peki henüz daha zekanın dünya üzerinde yaşayan insan dışındaki varlıklarda olabileceğini bile daha baştan reddedecek kadar burnu havadayken, yaptıkları her şeyi "hayvansal içgüdüye" yormaya çalışırken, insanoğlu nasıl olup da dünya dışında yaşayan varlıkların bir akla sahip olup olmadıklarını soracak kadar cesurlaşabiliyor? Neyse bunu şimdilik cepte tutalım.

"Canlı": Haydaaa... Canlı ha? Bakteri gibi mi? İnsan benzeri mi? Ayakları ve kafası olması şart mı? Yoksa yaşamın şartlarından bir kısmını (mesela sadece üremeyi) gösteren bir kaya da kabul edilir mi? Dünya üzerindeki varlıkları canlı ve cansız diye kesin sınırlarla ayırmayı başardık da ben mi kaçırdım? Eğer öyleyse virüs bu sınıflardan hangisine dahil acaba?

Dünya dışı kısmıyla ilgili hiçbir sorunum yok benim. Ancak şu, her gördüğü fenomeni pat diye terimlere boğan ve kendine göre anlamlarla içinden çıkılmaz hale getiren insanoğlu bana açıklasın bakalım, gittiği gezegenlerde karşılaştığı yapıların canlı olup olmadıklarını neyle ölçebiliyor? Şimdiye kadar kaya kütlelerinden başka bir şeyle karşılaşmadığından, herhangi bir sorun yok tabii. Ama canlı kabul edilebilecek bir yapıyla karşılaşsa bile, bu yapının zeki olabileceğine gerçekten açık yüreklilikle inanıyor mu?

Bir gezegende "zekâ (çevresini algılayabilen bir çeşit benlik)" varsa bizimle benzer iletişim yöntemlerini, ve hatta benzer bir yaşam döngüsünü mü takip etmek zorunda? Yoksa tek istediğimiz küçük yeşil adamlarla karşılaşıp, sonra onları insanlaştırabilmek mi? Sakın içten içe istediğimiz, terk edilmiş bir gezegende ilkel yerliler bulup onları uygarlaştırabilmek olmasın? Boncuk verip altın alabileceğimiz yeni "vahşi"ler arıyor olabilir miyiz SETI gibi projelerle? Alışmış kudurmuştan beterdir ne de olsa..

15 Mayıs 2005 Pazar

elephant

Dikkat! Bu yazı feci spoiler içerir. Sonra okuduğunuza pişman olmayın.

Filmin en çok es geçilen yanı anlatımın boşluğudur, oysa filmin verip verebileceği en önemli mesajdır bu. Tüm bu öğrencilerin hayatı, bu olaylar olmadan önce de, olurken de boştur. Hayatlarının büyük kısmı bir yerden başka bir yere yürürken anlamsızca harcanan zamanla akar gider. İnsanın sorgulamadan yaptığı pek çok şey, hiç aklına gelmeyecek bir sebep yüzünden ömründe yapacağı son iş olabilir. Vücudundan utanan karakter, o gün ölme ihtimalini biraz olsun düşünseydi, başkalarının vücudu hakkında ne düşüneceğine bu kadar önem verir miydi? Hiç sanmıyorum.

Katliamın başlangıcı ve bu katliam sırasında insanların verdikleri tepkiler de Elephant'ta çok gerçekçidir. Hiçbir insanın hayatı, o gün bir dram yaşanacağı için bir anda heyecan dolu bir hale bürünmez. Hiçbir zaman şaşırtıcı bir olay olduğunda ortamda kahramanlar bitivermez. Dahası, bir katliam olacak diye, diğer insanların hayatlarının sıradanlığını görmezden gelemezsiniz. İşte bu yüzden, bir yanda iki genç cinayetleri planlarken sadece onları değil, aynı anda sıradan hayatlarına devam eden diğer karakterleri de izleriz. İzleriz ki, biz öylesine yaşarken bizimle aynı anda diğer insanların neler yaşıyor ya da düşünüyor olabileceklerini anlayalım.

Kaçımız 11 Eylül'ü televizyon ekranlarından izlerken, Elephant'taki sarışın çocuk gibi şaşkınlıkla bakmaktan ve ne olup bittiğini anlamaya çalışmaktan öteye gidebildik? Mary Schmich'in "Wear Sunscreen"de dediği gibi, hayattaki asıl sorunlar hep aklımızın ucundan dahi geçmeyecek şekilde gelip, en hazırlıksız olduğumuz yerden bizi vururlar. Okuldaki bir seminerde gay'leri dış görünüşlerinden tanıyıp tanıyamayacağınızı tartışırken koridordan gelen sesleri merak eder, koridora çıktığınızda her gün gördüğünüz ama dalga geçtiğiniz bir gay tarafından öldürülürsünüz.

Bu keskin gerçekçiliği göz önüne alındığında Elephant, Schindler'in Listesi gibi bol efektli ve bol müzikli pek çok yapımın belgeselden çok, fantastik kurgu gibi durmasına sebep oluyor.

Taşındık: Ekran Memuru