Türkçe bazen öyle kurallar ya da öyle mecazlar taşır ki, yapay bir uyum olmadığını bilseniz bile mükemmelliğine kayıtsız kalamazsınız. “-sal” ve “-sel” ekleri ilk ortaya çıktığında adını şu an hatırlayamadığım birinin “Türkçe’yi sallara bindirip sellere bıraktılar” demesi –cümlenin ana fikrini benimsemesem de- anlatım gücü açısından beni her zaman etkilemiştir mesela. Belki diğer dillerde de vardır böyle hoş durumlar, fakat hakimiyetimiz Türkçe’den yana ve etkilenmemiz de o tarafta oluyor ister istemez.
Sır kelimesi de böyle şiirsel bir gariplik içerir. Diğer anlamlarının yanında, ayna üretmek için camın arkasına sürülen maddeye de sır denir. Ayna, “sırlı cam”dır. Ardında bir sır olan cam, arkasını göstermek yerine, karşıdan aldığı görüntüyü yine karşıya yansıtır. Bir camın ayna görevi görmesi için ya ardının karanlık olması, ya da sırlanmış olması gerekir –ki iki türlü de bir tür sırrı barındırmaktadır ardında.
Ekran da bundan farklı değildir aslen. Tek farkı aynalığının biraz daha mecazi olmasıdır. Ekranın da, tıpkı bir ayna gibi, kendine ait bir varlığı, bir gerçekliği yoktur. Tek görevi verileni yansıtmaktır. Sizden gelen verileri şekilden şekle sokup size geri yansıtır. Sizi ölçer, ve ölçümlerinin sonucunu yine size izletir. Ne görmek istiyorsanız onu görürsünüz ekranda. Ekranı olan her şey böyledir. Ekranın icadından beri, ilk hesap makinasından tutun da, Internet Explorer’a kadar, ekranı kullanan her şey, sizden açıkça veya gizliden gizliye gelen talepleri size yansıtmıştır.
Bir ayna kendisine bakan yüzdeki ifadeyi önemsemez, tek yaptığı onu yansıtmaktır. Ne yaptığının farkında olan bir insan aynaya baktığında görüntüyü beğenmezse aynaya çatmaz, görüntüyü gerekli değişiklikleri yapmak için kullanır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder