Halk mağdurdur, devletten destek ister. Mağdur futbol takımı hiç bir başarı yaşatmadığı halkın desteğine, mağdur dilenci bunu meslek haline getirdiği halde sokaktaki adamın acımasına, mağdur çalışan her yaptığını yerin dibine batırdığı ve arkasından sürekli küfrettiği işverenin anlayışına muhtaçtır.
Devlet mi? O da kendi içinde ikiye bölünmüştür. Atanmışlar seçilmişlerin tavrından mağdurdur, seçilmişler atanmışların koyduğu engellerden.
Hepimiz mağduruz kısaca. Bu döngüden kurtulabilenlerin Türkiye'yle ilgili aptallık yüzdeleri
vermelerine bile, "nasıl böyle bir şey söyler? Ayıp ama. Bize hakaret ediyor. ühühühü..." şeklinde tepki vermedik mi zaten toplumca?Etnik azınlıklar doğrudan mağdurdur; etnik çoğunluk, etnik azınlıkların her talebinde mağdurlaşır. Dinî azınlıklar doğrudan mağdurdur; dini çoğunluk, dini azınlıklarla ilgili her şikayette ezileni oynar. Bu oyun içinde ne bir taraf uyumsuzluğundan taviz verir, ne diğeri avantajlarından. Amaç çözüm değil mağdur kimliğini karşıya kabul ettirmektir çünkü.
Çiftçi mağdur. Niye? Devlet yeterli fiyatı vermiyor. Peki devlete yaslanmak dışında bir çözüm arıyor mu çiftçi? Hayır.
Devlet mağdur. Niye? Çünkü kendi kendini sonsuz ödemeler döngüsüne sokarak devleşmiş. "Büyük ama mağdur devlet" olmuş. Biri bundan bir çıkış aradığında ne oluyor? Yine devlet mağdur. Niye? Çünkü "devlete karşı komplo oynanıyor".
ABD Türkiye'ye yaklaşırsa mağduruz. Çünkü biz aslında ABD'yi sevmiyoruz. Peki ya ABD Türkiye'den uzaklaşırsa? Yine mağduruz, ne de olsa "arkamızdan sayısız iş çeviriyor". Peki olduğu gibi kalırsa? "Hiçbir olumlu gelişme göremiyoruz".
Avrupa Birliği müzakereleri başlatırsa, müzakere şartlarını yerine getirmemiz gerektiği için mağduruz, durdurursa, hayallerimiz suya düştüğü için. Başlatıp da talepte bulunursa yine mağduruz. Biz müzakereleri talepsiz severiz, aksi hâlde mağdur oluruz.
Biz kendi içimizdeki azınlıkları sindiremediğimizde devlet mağdurdur, Almanya kendi kültürünü kendi içinde yaşayan üçüncü nesil Türklere bile kabul ettiremezken, bizim gözümüzde yine "alamancı"lar, yani "biz" mağdur.
Biz Orta Asya devletlerine her fırsatta "ufak zavallı kardeş" muamelesi yapıyoruz, ama bu devletler Rusya'yla yakın ilişkiler içine girdiğinde sorun bize "kim mağdur" diye. Cevabımız belli...
Yine biziz.
Araplarla ilgili en iyi bildiğimiz tarihi gerçek, "bizi arkamızdan vurmaları". Balkanlar'daki azınlıklar? "Bizi batıya sattılar".
"Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık" zaten biz. Aslında savaşı kazanmıştık, ama Almanya'nın yenilgisinden mağdur olduk. Peki savaşa giren "biz" miydik? Tabii ki hayır. Kim? Ötekiler, yani İttihat ve Terakki soktu bizi savaşa, biz mağdur olduk.
Hep yapmadığımız hataların kurbanıyız. Eylemlerimiz pir-ü pak, sonuçlar facia. Neden? Bir suçumuz var mı? Asla! Hep başkalarının yaptıklarının, hep "öteki"lerin hatalarının ve komplolarının mağduruyuz. Biri hata yaptıysa asla bizden değildir. Ya "tarihi hata" yapmıştır Sarıkamış'ta olduğu gibi, ya da masonların elinde oyuncak olmuştur. Çünkü biz asla hata yapmayız. Hata yapansa asla bizden değildir. Çünkü bizden olursa mağduru oynayamayız.
Biri çıkıp da "peki bizim hatamız ne acaba?" diye sorduğunda, hain listeleri hazırlarız hemen. "Akıllı ol"dururuz, olduramazsak öldürürüz. Oğlumuz katil olursa, "onu kandırmışlardır", "o öyle bir çocuk değildir" aslında.
Bize benzeyenler mağdur, benzemeyenler hain... Kime güvensek, arkamızdan vuruyor. Böyle böyle, yapayalnız, mutsuz, arabesk bir mağdurlar toplumu oluyoruz.
Eh, biraz da müzik diyelim mi o zaman?
Karşılıksız sevginin, vefasız sevgilinin
Bomboş kalan bir elin acısını bana sor
Bana sor yalnızlığı ayrılığı bana sor
Mutluluğu tanırsın mutsuzluğu bana sor...