İzmit'te D100 karayolunda, fuara doğru yaklaşırken sağdaki benzin istasyonunun duvarına bakarsanız, muhteşem graffitiler görürsünüz. Arka duvardakileri de maalesef fuar tarafından bakmadığınız sürece kaçırırsınız. Ama cidden çok iyidirler. Hatta o kadar ki, yıllardır Ankara'da yaşıyorum, bu graffitiler kadar iyisini görmediğim gibi, Meşrutiyet Caddesi'nin girişindeki üstgeçitte "İzmit Style" yazıldığını gördüm sprey boyayla.
Bu yukarıdaki iki paragraf nasıl bir araya gelecek? Şöyle ki... Foucault'nun en sevdiğim takipçilerinden (her ne kadar kendisi Forget Foucault dese de) Baudrillard merhum, Verso'dan çıkardığı "Spirit of Terrorism" (Weber göndermesine dikkat) adlı kitabındaki dört makaleden birinde, bir başkasına da referans vererek graffitiden bahseder. Hatta ondan önce "Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm" kitabında da bir iki sayfada graffitiye takılır. Niye takılır?
Çünkü graffiti, onun deyimiyle, "tıpkı Dünya Ticaret Merkezi'ne uçaklar nasıl daldıysa, şehir merkezine metro tünelleri nasıl saplanırsa, mimarî düzene öylece batırılmıştır. Düzeni bozar, ama onu ciddiye bile almaz. Görmezden gelir.
Bu hâliyle graffiti bence çok güzel bir tepki yöntemidir.
Ama Japon arkadaşlar işi bozmuşlar. "Graffiti is not a crime!" başlıklı sitelerinde anlattıklarına göre olay şu:
Japonya'nın ABD'ye savaşta destek vermesinden sonra, duvarlara "NO WAR" ve "SPECTACLE SOCIETY" yazmak isteyen bir Japon kamu malına zarar vermekten tutuklanmış. Bu tutuklamaya tepki gösterilmesine falan lafım yok tabii ki. Sadece Irak Savaşı'nın "spectacle" (gösteri/izleme) yanını gayet güzel tespit edip tepki gösterirken (Debord'a selamlar), graffitinin de bir gösteri olduğunu fark edemeyen kişiyi garipsiyorum.
Bir graffiti sanatçısının, Irak Savaşı'na tepki göstermesi kadar normal bir şey olamaz. Ama hangi yanına tepki gösterebilir? Bence gösteri yanına tepki koyarsa, kendisiyle feci çelişmiş olur.
Ha, ama "no war" mu diyorsun? Onu ayrıca konuşuruz...
