
15 eylül 2007 günü, hazır seçimler bitmiş, okul yeni yeni başlıyor. Bir adet Cumhuriyet gazetesi alıp, okumaya başlıyorum. Bir kez daha anlıyorum ki Cumhuriyet, belirli bir fikrin hiçbir kanıt konulmadan, "bana böyle geldi" tadında tekrar edilmesinden keyif almayan bir insanın ilk sayfasından ötesini acıklı bir gülümsemeyle okuyacağı bir gazete. İşte ikinci sayfasından beşinci sayfasına kadar birkaç örnek:
Mümtaz Soysal'ın Açı adlı köşesinde başlık "Anayasada Hokus Pokus". İlk üç maddenin değiştirilemezliğiyle ilgili dördüncü maddenin 135. maddeye taşınmasını haklı olarak eleştirmiş. Ama sonrasındaki mantık silsilesi maalesef hiç de ikna edici değil:
" 'Niçin acaba?' diye merak edip o temel maddelere bakıyorsunuz. Gerçekten, bazı değişiklikler var. 'Soyut ve sübjektif yorumlara elverişli' bulunan ibareler çıkarılmış, hatta insan haklarına 'saygılı devlet' yerine 'dayanan devlet' denerek vurgu güçlendirilip 'öz' saklı tutulmuş.
Önemli mi önemsiz mi? 'Ne var bunda?' diyebilirsiniz.
Bir bakıma, öz saklı tutulduğuna göre, önemsiz; ama kesin ve mutlak anlatımlı bir maddeye şeklen bile olsa dokunulduğuna göre, daha köklü başka değişikliklerin de yapılabileceğinin habercisi olduğu için önemli bir işaret sayılmaz mı bu?"
Soysal'a göre, başka önemli değişikliklerin yapılabileceğinin habercisi olduğu için, devletin "insan haklarına saygılı" değil "insan haklarına dayanan" olarak tanımlanması, iktidarın kötü niyetinin göstergesi.
Emekli Amiral Tanju Erdem ikinci sayfanın yarısına yakınına yayılan bir yazı yazmış. Başlık "Hedef Neden Atatürkçülük?" Erdem'e göre, yazı boyunca bahsettiği iktidar, "Atatürk'e ve ilkelerine" karşı oldukları gibi "yurtsever bilinçli halkımıza" da karşıymış. Yurtsever bilinçli halkımız derken, halkımızın tamamı mı söz konusu? eğer böyleyse %47 oy ne oluyor? Yoksa halkımız, "yurtsever bilinçli halk" ve "işbirlikçi halk" olarak ikiye mi ayrılıyor? Maalesef bu belli değil yazıda.
Emekli Amiral'in yazısı, ABD'nin herkes tarafından bilinen hedeflerini, ABD'nin tüm küresel planlarının odağına Türkiye'yi koyan farklı bir optik yaklaşımıyla sentezliyor. "Neden odakta İran, İsrail veya Suriye yok?" diye sorarsanız, yazıda bunun da cevabı yok. "Projenin odak noktasında Türkiye yer alıyor" o kadar.
Tanju Erdem'e bakılırsa, "Soğuk Harp döneminde de antiemperyalist, tam bağımsız Türkiye ülküsü komünizmle özdeşleştirilerek milliyetçi söylemle kurdurulan para-militer örgütler vasıtasıyla Atatürkçü yurtseverler katledilmiş". Oysa ABD'nin el altından desteğiyle harekete geçtiği çoğu kişi tarafından kabul edilen ülkücülerin karşısında yer alan "Atatürkçü yurtseverler" o zamanlar pek Atatürkçülükle övünmezlerdi. Evet ellerindeki bayrakların rengi kırmızıydı, ama üstünde ay yıldız yoktu. Çünkü "ülkücüler"in abd tarafından desteklenmesi gibi, "yurtsever"ler de SSCB tarafından destekleniyordu. Türkiye'deki anarşi ortamı, dünyadaki sayısız temsilî savaş örneğinden yalnızca biriydi. Erdem bunu ustaca görmezden geliyor.
Profesör Doktor Coşkun Özdemir'in yazdığı "AKP Yandaşları Aranıyor" başlıklı yazı ise, yukarıda incelediğim iki yazıdan bile daha çarpı(tı)cı. Öncelikle bir haber değil. ama köşe yazısı da değil. toplasak toplasak bir paragraflık bir "gözlem" belki. Ama gözlem bile sayılmaz aslında. Nedenini açıklamak için yazının sadece girişi ve biraz devamını verip gerisini size bırakıyorum:
"İstanbul'dan Anadolu'ya doğru uzandım. İzmir, Çeşme, Bodrum, Turgutreis. Çok ama çok sayıda insana rastladım. Ama bir tek AKP yandaşı göremedim. ... Birçoğu ilan edilen seçim sonuçlarına kuşkuyla bakıyor."
Gözlük CHP gözlüğü olunca, Anadolu da İzmir, Çeşme, Bodrum ve Turgutreis'ten ibaret oluyor demek ki. Profesör Özdemir'in Kahramanmaraş, Konya, Ankara, Erzurum ve Samsun'da dolaşmasını ve hiç AKP yandaşı görmeden dönmesini bekliyoruz heyecanla.
Aynı sayfada yazan İlhan Selçuk'a göre askere karşı çıkmak mantıksız, çünkü "demokrasi tarihine bakılınca 'aydınlanma-laiklik-özgürlük' üzerine gelişmede, kimi zaman değişik sosyal güçlerin beklenmedik olumlu işlevler üstlendiği görülür"müş. Mesela Deli Petro, mesela Germen İmparatoru İkinci Joseph... Dolayısıyla "askerin ille de anti-demokratik olması gerekmiyor"muş. "Bilimsel açıdan olaylara yaklaşım önyargısız, nesnel, yöntemsel olmalıdır" diyen İlhan Selçuk'a göre, askerin politikaya müdahalesine karşı çıkmak önyargılı ve öznelken, "sandıktan çıkmasına karşın ülkemizdeki iktidarın niteliği ve içeriği gericidir" demek "önyargısız, nesnel ve yöntemsel" bir yaklaşım oluyor.
UNESCO protokolünde bağdaş kurduğu için iktidar tarafından açığa alınan Konya Kültür ve Turizm Müdürünün haberini her ne hikmetse 3. sayfada üç cümle ile veriyor cumhuriyet gazetesi. Yine her nedense bu açığa alma ile iktidarın gericiliği arasında bir paralellik kurmaya çalışılmıyor. Çünkü mümkün değil.
5. sayfada Sabih Kanadoğlu'nun ağzından verilen "çizgi aşılırsa..." tehdidi, tüm bunlara tüy dikiyor. çizgi neymiş diye bakıyoruz:
"Bu anayasa Türk evlatlarına emanet edilmiştir. Bu emaneti savunmak her Türk vatandaşının ve Anayasanın ortaya çıkardığı kurumların görevidir. Bu görev nasıl ifa edilir, o bilinen bir olay."
Şahsen okurken ben gülümsedim. nasıl gülümsemeyeyim? 82 Anayasası türk evlatlarına emanet edilmiş. Hayır, duyan da 82 Anayasası bize Atatürk tarafından emanet edildi sanacak. Emanet eden kim? Kenan Evren ve yandaşları değil mi? Ben mi yanlış hatırlıyorum? 12 Eylül'ün emanetleri ne zamandır dokunulmaz emanet sayılır oldu?
* * *
12 Eylül'ün emanetlerini korumayı görev kabul eden bu gazetenin tek bir sayısını, fikirlerini nelere dayanarak ortaya koyduğunu görmek için şöyle bir inceledim. görüldüğü gibi Mümtaz Soysal, haklı itirazını, 82 Anayasası'ndaki olumlu bir değişikliği bile tehdit kabul ederek yaralıyor. Tanju Erdem 70'lerdeki kutuplaşmaları, ancak 70'lerin tek taraflı bakış açısıyla yorumlayabiliyor. Coşkun Özdemir, İzmir, Çeşme ve Turgutreis'te dolaşıp "Anadolu'da AKP'yi destekleyen yok, demek ki seçimde hile yapıldı!" diyor. İlhan Selçuk, ordunun politikaya müdahalesinin ilericilik olduğunu, Deli Petro örneğine dayanarak savunuyor. Türkiye'yi rezil eden bir bürokratın açığa alınma haberi, sırf iktidarı övmüş olmamak için gizli saklı veriliyor. Ve son olarak da Sabih Kanadoğlu'nun ağzından 82 Anayasası'nı savunmanın tüm Türk evlatlarının görevi olduğu ilan ediliyor, "aksi halde meşru müdafa gelebilir!" deniliyor.
Ve bu gazete bu ülkenin aydınlık insanlarının gazetesiyiz diye geçiniyor.
Ülkenin aydınlığı bile bu haldeyse...