
"Aydınlanma" öncesi insanın çevresine bakışı sonsuz ihtimallerle doludur. Suyun şaraba veya başka bir şeye dönüşmesi onun için her zaman mümkündür. Bunun imkansızlığı kanıtlanana kadar, suya bu sonsuz ihtimallerin penceresinden bakar.
Yeni insanın durumu ise bunun tam tersidir: Ona bir şeyin imkansızlığını değil, mümkün olduğunu kanıtlamak zorundasınızdır. Siz varlığını kanıtlamadıkça o ihtimal onun dünyasında göz ardı edilmeye mahkûmdur.
Eski insan, bu sonsuz ihtimaller kümesinin yarattığı belirsizliği dengelemek için yüzyıllara yayılan geleneğe sırtını dayar. Böylece gerçekleşmeyeceğine dair bir güvence bulamadığı korkutucu ihtimallere karşı aklını korur.
Yeni insan ise bu güvensizlikten kurtulmuştur, çünkü bir ihtimalin korkutucu olması için önce varlığının kanıtlanması şarttır. Ama güvensizlikle beraber, o sonsuz "ihtimaller denizi"nin getirdiği hayal gücü de yok olmuştur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder