9 Mart 2007 Cuma

yine bir gülnihal vs. shake it up şekerim

Önceki yüzyılların yerel sanatıyla, iletişim teknolojisinin aşırılaştırdığı tekilleşmeyi karşılaştırmaktır -ki yanlıştır.

Öncelikle yukarıdaki cümlede "yerel" sıfatını kullandığım anda, "ne demek yerel? Olur mu öyle şey" gibi tepkiler veren bir refleks geleceğini hayal ettim. Oysa böyle bir tepki gayet gereksiz çünkü Yine Bir Gülnihal yereldir, ama bu olumsuz bir sıfat değildir. Zaten yerelliği küfür olarak algılamak için, Küreselleşme'ye tapıyor olmanız gerekir. Durum buysa, ben karışamam tabii. Dinde zorlama yok.

Ama yerelliği olumsuz olarak gören bir insan bile Yine Bir Gülnihal'in içinde bulunduğu kültürün nota ve ritm yapısını bir Avrupalı'ya açıklayamaz, açıklasa bile bu mekanik bir açıklamadan öteye gidemez. Zira söz konusu Avrupalı'nın zihnine o format atılmamıştır (Böyle söyleyince de avrupalıyı aşağılamış gibi olduk ama yok öyle bir şey. Ne Yine Bir Gülnihal bir Avrupalı tarafından anlaşılmak zorunda, ne de bir Avrupalı Yine Bir Gülnihal'i anlamaya muhtaç.)

Yine Bir Gülnihal, bir Türk müziği eseridir. Shake It Up Şekerim'le Yine Bir Gülnihal arasında bir kıyas yapmadan önce Shake It Up Şekerim'in Türk müziği olup olmadığını düşünmek gerekir. Shake It Up Şekerim için, Türklük diye bir şey var mıdır ki Türk müziği olarak kabul edilsin?

"Shake It Up Şekerim'i bir Avrupalı anlar mı acaba?" diye sormak bile gereksizken, bu şarkıyı herhangi bir yerel kimlikle özdeşleştirmenin nasıl bir mantığı olabilir? Shake It Up Şekerim Türkçe bir şarkıdır. Ama bir Türk şarkısı mıdır? Hayır.

Şunu görmek gerek, Shake It Up Şekerim'in yer aldığı düzlemde, Türklük ya da sanat gibi kavramlar yer almaz. Bu şarkı, piyasa, satış, moda, demode, akım, trend, reklam, imaj gibi kavramlarla aynı düzlemde yer alır ve ancak bu kavramlarla açıklanabilir. Bunun dışındaki kavramlarla, herhangi bir küresel popüler kültür yapıtını açıklayacaksanız, ancak ve ancak kullandığınız kavramı bu düzleme taşımış ve başkalaştırmış olursunuz. Ne söylerseniz söyleyin, Küreselleşme öncesi kavramları taşıyan düzlemden çoktaaaaan çıkmış bulursunuz kendinizi.

Şimdi biri çıkıp da "yani sen, 21. yüzyıl'da Türklüğü ve sanatı bir kenara bırakalım, hep beraber küresel küresel yuvarlanıp gidelim mi diyorsun?" diyebilir. Eğer derse, ya kendime "anlatma özrü" nişanını hediye ederim, ya da bunu söyleyene yanlış anlamadaki üstün başarıları için bir teşekkür plaketi sunarım.

Çizdiğim resimde, sanat ve ulus kavramları ile piyasa ve reklam kavramları herhangi bir sürecin farklı yerlerinde değiller. Bir "doğru" üzerinde gösterilecek farklı noktalar değiller. Birbirine paralel iki farklı doğruda bile değiller. Ortada doğrusal bir süreç yok.

Nasıl ki geçmiş yüzyılların Türk müziği piyasa, satış, imaj vs kavramlara indirgenemezse, Shake It Up Şekerim de sanat ve Türklük gibi kavramlara indirgenemez.

6 Mart 2007 Salı

ösym, ciddiyetini yesinler

Arkadaşlarınızla bir araya geldiniz, herkesin elinde kendi çaldığı enstruman var. Arkadaş grubunun en göze batan, en kendine güveneni de solist rolünü kapmış. Grup Deli'den bahsetmiyorum, sadece bu durumu hayal edin istiyorum. Standart bir rock grubunun kuruluşu işte...

Zaman içinde güzel bir şeyler ortaya çıkmaya başlamış ki, "daha düzgün bir yerde çalışalım" demişsiniz, bir stüdyoya girmişsiniz. Grubun basçısı -adı Kutay olsun- çok güzel bir beste yapmış, kendinizi kaybetmiş bir şekilde, sıfır hatayla çalıyorsunuz şarkıyı. Kayıt açık.

Aniden elektrikler kesiliyor. Bu New York'da garipsenebilir, ama İstanbul'da standart. Müziğe odaklanmış beyniniz, elektrik idaresine küfürler savururken, stüdyo ortamı bu küfürleri bir şarkıya dönüştürüyor. Tüm o konsantrasyon, o hatasız çaba boşa gidiyor, ve bu sizi sinirlendiriyor. Elektrikler kesikken mırıldanmaya başladığınız küfürleri, elektriklerin gelmesiyle bir güzel kaydediyorsunuz.

Elektrik idaresine tek sinirlenen siz değilsiniz tabii ki. Yıllardır küfürler birikmiş herkeste. yaptığınız beste dinlendikçe insanlar mırıldanmaya başlıyorlar. Kayıt elden ele dolaşıyor. İki üç arkadaşınız MSN'den istiyor, gönderiyorsunuz.

Sonra yaptığınız şarkı çevrenizdekilerden de öteye yayılmaya başlıyor, ömrünüzde görmediğiniz tanımadığınız biri, YouTube'da bu şarkıyı kullanıp elektriğinizi zırt pırt kesen elektrik idaresine güzelce giydiriyor.

Tüm bu olaylar içinde sizin tek yaptığınız, bir kuruma sinirlenmek (haklı/haksız değerlendirmesi yapmıyorum), bu siniri bir şarkıyla anlatmak, ve bunu kaydetmek olmuş.

Sonra takım elbiseli çok ciddi amcalar kızıyorlar.

Sonuç? 1 yıl 5 ay 15 gün hapis istemi (1).

Anlaşılan bu takım elbiseli, pek yetkili insanlar birkaç kişinin yaptığı şarkıyı "kuruma hakaret" olarak pek ciddiye alıyorlar.

Ciddiye almak demişken... "Doğrudur" diye ısrar ettiği bir sorunun yanlışlığını ancak bir lise 3 öğrencisi gösterince görebilen kurumu (2) biz ne kadar ciddiye alalım?

Mesela küfredecek kadar ciddiye alalım mı? Yoksa ilköğretim öğrencisi kadar kendi sorularını değerlendiremeyen yüce ÖSYM'nin kutsallığı mı zedelenir?

Hayır bir saygısızlık yapmayalım da... Bu kadar "ciddi" bir hizmetin şakası olmaz ne de olsa.

---

(1)
http://www.ntvmsnbc.com/news/401931.asp
(2) http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=2412

Taşındık: Ekran Memuru