28 Nisan 2007 Cumartesi

içgüdü

Bir insan atılan topun nereye düşeceğini hesaplayamaz, ama topu tutar.

Bir insan onu öldürecek arabanın nereden geçeceğini hesaplayamaz, ama çarpacağı yerde durur.

türkiye'de darbeler ve muhtıralar tarihi

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çeşitli komutanları veya kurumun kendisi tarafından düzenlenmiş çeşitli darbeler ve muhtıralar söz konusudur. Aslında Türkiye'de darbe ve muhtıralar tarihi, devirdiği kişilerin daha güçlü şekilde iktidara gelmesine şahit olan hareketler bütünü olarak kolaylıkla özetlenebilir.

27 Mayıs 1960 Darbesi, tek parti rejiminden sonra ilk defa başarılı olan çok partili sistemde büyük seçim başarısı göstererek başa gelen Demokrat Parti'nin, tek partiymiş gibi davranmaya başlaması sonucu yapılmıştır. Demokrat Parti'nin bu otoriterleşme sürecinde, 1924 Anayasası'nda yer alan devasa açıklar büyük rol oynamıştır. Her şeyden önce, 1924 Anayasası, hükümetin aldığı kararların anayasaya uygunluğunu denetleyecek hiçbir kurum oluşturmamış, ve hükümet üzerindeki demokratik denetimi sağlayamamıştır. Bundan güç alan Demokrat Parti'nin CHP üzerindeki baskısını artırması, tam da DP'nin güç kaybettiği, ve belki de seçimi artık kaybedeceği bir dönemde, 27 Mayıs darbesini getirmiş, darbenin hemen ardından eski başbakan Adnan Menderes de dahil olmak üzere üç Demokrat Parti yöneticisi idam edilmiştir. Darbenin ardından, 1924 Anayasası'nın yerine, liberal yapısıyla tanınan 1961 Anayasası getirilmiştir.

27 Mayıs 1960 darbesinde kapatılan Demokrat Parti'nin devamı olan Adalet Partisi, 10 Ekim 1965 seçimleri sonucunda Süleyman Demirel'in liderliğinde tek başına iktidara gelmiştir.

12 Mart 1971 Muhtırası, tam bir darbe olmasa da, 60 Darbesi'nden sonra yönetimi tekrar ele geçiren Demokrat Parti / Adalet Partisi ekolüne yönelik çok sert bir uyarıdır. Kısa süre sonra Süleyman Demirel başbakanlıktan istifa etmiş ve yerini darbeciler tarafından desteklenen Nihat Erim almıştır.

Nihat Erim'in kurduğu ilk hükümetin ömrü 9 ay, ikincisininki ise 6 ay olmuştur. 71 Muhtırası'yla oluşturulan baskı da kâr etmemiş, Süleyman Demirel 1975'te Adalet Partisi'ni yeniden iktidara taşımıştır.

12 Eylül 1980 Darbesi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, tüm komuta kademeleriyle bir bütün olarak sahiplendiği ilk darbedir. Bu darbeyle, Atatürk'ün kurduğu CHP de dahil tüm partiler kapatılmış, meclis lağvedilmiş, önemli partilerin üst düzey yöneticilerinin siyasete girmeleri yasaklanmış, Türkiye'nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden miras alarak o ana kadar geliştirdiği bütün siyaset geleneği darmadağın olmuştur.

Darbenin hemen ardından ordu tarafından emekli orgeneral Turgut Sunalp'e Milliyetçi Demokrasi Partisi kurdurulmuş, fakat seçimi, Adalet Partisi geleneğine hiç de uzak olmayan Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi kazanmıştır. Kısa süre sonra da, eski Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi, merkez sağda ANAP'ın en önemli rakibi haline gelmiştir.

28 Şubat 1997 "Postmodern" Darbesi, Necmettin Erbakan'ın başbakanlığını yaptığı "Refah-Yol" Hükümeti'ne karşı alınan MGK kararlarına verilen genel isimdir. Aslında muhtıra olarak adlandırılması daha doğru olabilir. Kararlardan yaklaşık üç buçuk ay sonra, alınan kararları uygulayamayacağını kabullenen Erbakan görevinden istifa etmiş, ve yerine Mesut Yılmaz başbakanlığında kurulan 55. hükümet geçmiştir.

Refah-Yol'a karşı ordu desteğiyle gelen Mesut Yılmaz başkanlığındaki 55. hükümet, görev süresi boyunca ordudan destek almadığını kanıtlamak için elinden geleni yapmıştır.

28 Şubat'la devrilen Refah-Yol hükümetinin devlet bakanı ve hükümet sözcüsü Abdullah Gül, çok değil, 5 yıl sonra yapılan ve AKP tarafından kazanılan 3 Kasım seçimleri sonucunda önce başbakan, ardından dışişleri bakanı olmuştur.

27 Nisan 2007'de, Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçmeye hazırlanan AKP'ye karşı, Genelkurmay Başkanlığı'ndan çok açık bir darbe uyarısı gelmiş, hemen ertesi gün, Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'in ağzından, AKP hükümeti orduya rest çekmiştir.

Tüm bu verilerden yola çıkılarak denilebilir ki, şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yapılmış hiçbir darbe, ve deklare edilmiş hiçbir muhtıra, karşısında durduğu kişileri ya da oluşumları iktidardan uzun süre uzak tutamamıştır. Eğer bunu amaç edindilerse, Türk politikasında şimdiye kadar görülen tüm darbeler ve muhtıralar başarısız olmuştur.

24 Nisan 2007 Salı

hayat bazen

Hayat bâzen kitap gibi davranıyor.

Yıllar önce bir başkasına, kendini pek bir haklı görerek yaptıkların, aniden çok yakınındaki birinin başına geliveriyor, ve hayat seni empatiye zorluyor. Hayat seni kendinle karşı karşıya getiriyor. Bir de bakıyorsun ki, kendini yargılamak zorunda kalmışsın: Ya kolay kolay leke sürdürmediğin robotik tarafsızlığını bir kenara bırakacak, ve sırf senin gibi davrandı diye birini savunacaksın, ya da bir zamanlar doğru olduğuna inandığın davranışları tekrar gözden geçireceksin.

Hayat bázen kitap gibi davranıyor. Şerefsiz, nereden vuracağını da çok iyi biliyor.

21 Nisan 2007 Cumartesi

ülkemiz kritik bir dönemeçte daireler çiziyor

Ülkemiz çok kritik bir dönemden geçiyor değil mi?

Tabii...

Şüphesiz...

Hele şu dönemler, acayip kritik. Öyle böyle değil.

Peki ülkemiz en son ne zaman "olağan" bir dönemden geçti?

Kriz ve tehdit tüccarları en son ne zaman "ülkemiz kritik bir dönemden geçiyor" demediler?

Ben hatırlamıyorum.

Çocukluğum Kenan Evren'in bol bağlaçlı, göğsü madalyalı, omzu çelenkli "kritik dönemler" tiradlarıyla geçti.

Özal ne kadar kâlemini sallaya sallaya bizi sakinleştirmeye çalıştıysa, neşemizi bulmamıza yardımcı olmak için çabaladıysa, kriz bağımlıları o kadar coştular. Özal'a kızdılar neşesini bulmak istediği için.

Ben Özal'ı belki de çocuk aklımla bundan dolayı sevdim. Bir çocuk olarak ihtiyaç duyduğum güvence "açık ve seçik olarak ifade ettiği" cümleleriyle başlayan İcraatın İçinden "episode"larında vardı.

Kenan Evren'in bağıra çağıra yaptığı beton katılığında konuşmalarında değil.

Netekim belki de bu yüzden oldum olası sevemedim Evren Paşa'yı.

Ama belki başka ve çok daha geçerli sebeplerim de vardır sevmemek için.

Kim bilir?

Ben biliyorum galiba.

Taşındık: Ekran Memuru