23 Temmuz 2007 Pazartesi

akp'nin tarihe geçmesi üzerine

Hemen hemen bütün siyasi akımlar tarafından “Türkiye’nin kaderini belirleyeceği” iddia edilen 22 Temmuz 2007 seçimleri, AKP’nin zaferi, CHP’nin yaşadığı hezimet ve MHP ile DTP’nin bir arada mecliste yer almasına sebep olan oy dağılımı ile tarihe geçti. Hem siyaset biliminde yüksek lisansa yeni adım atmış biri, hem de parti beğenemediği için oy kullanmamış bir seçmen olarak, bu seçim benim için tam tarafsız bir deney ortamı sağladı.

Seçimler açıklanırken oturduğum masada bir CHP’li, iki MHP’li ve bir AKP’li vardı ama tabii söz konusu AKP’li, diğerleri kadar açıktan söyleyemiyordu desteklediği partiyi. Hani magazin programlarını da aslında “kimse izlemez ama zap yaparken şöyle bir bakar” ya, sanırım halk arasında AKP’ye oy vermek de öyle bir şey. Pek çok köşe yazarını “ben %47’lik bir hava göremiyorum” yanılgısına iten de bu utangaçlık oldu zaten. CHP’yi ya da MHP’yi desteklediği bilinen biri gelip de görüşünü sorduğunda “tabii hocam memleketi sattırmamak lazım” diyen pek çok köylü ve kentli, kimsenin ona ulaşamayacağını bildiği oy kabininde AKP’nin altına mühür bastı. CHP ve MHP’nin, kısacası Devletçi/Milliyetçi akımın kaybettiği nokta da bu zaten: uçları açık bir tartışma sürdürmek, bu kesimin öncelikleri arasında pek de ön sıralarda değil. Tabularını biraz sarstığınızda hiçbir tartışma ortamına saygı gösteremiyorlar. Dolayısıyla kimse de onlara derdini anlatmaya çalışmıyor, sadece duymak istediklerini söylüyor.

Referandum gibi seçim
Kimileri, bu seçimin, muhtırayı veren taraf ve muhtıranın “mağduru” AKP arasındaki bir referandum havasında geçeceğini öne sürmüştü. Aslında çok da yanlış bir iddia sayılmazdı, çünkü 27 Nisan muhtırası ardından AKP’ye oy vermek demek, muhtırayı dikkate almadığını göstermek demekti. Dolayısıyla %47 oranında oy, Hasan Cemal’in ve Bülent Arınç’ın deyimleriyle “milletin muhtırası” sayılabilir, çünkü AKP’ye oy vermiş bir insanın muhtıraya destek verdiğini düşünmek hayli garip olur.

"Genel Başkanımız'la henüz görüşemedik"
CHP “kurmayları”nın (bu deyimi çok dikkatli ve kasıtlı kullanıyorum) artık ciddi ciddi şapkayı (ve belki apoletleri de) önlerine koyup düşünmeleri gerekir. Televizyon yorumcularından biri “Avrupa’da sosyal demokrat solun bu derece düşük oy alması mümkün değildir,” dedi mesela. Bu yorumcu CHP’yi inatla “sol” kabul ediyordu. CHP’lilerin kendilerine soracakları sorulardan biri bu olmalı: CHP sosyal demokrat sol mu gerçekten? Mitinglerdeki havanın nereye uçtuğunu sorabilirler kendilerine. Kasım 2002’den beri meclisteki tek muhalefet partisi CHP olduğuna göre, CHP’nin muhalefetinde AKP’nin oylarını arttırması başlı başına bir istifa sebebi değil mi Baykal için? Seçim sonuçlarıyla ilgili ilk değerlendirmeyi yapmak için parti önünde basın toplantısı yapan Genel Sekreter Önder Sav, henüz Genel Başkan’la görüşmediğini belirtiyordu ve bu açıklama yapıldığında saat 11’i geçiyordu. AKP yönetimi Genel Merkez’in önünde cümbür cemaat bir “miting” yapmış, MHP bir basın açıklamasıyla noktayı koymuş, DP Genel Başkanı Mehmet Ağar saatler önce istifa etmişti. Ama CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile CHP Genel Sekreteri Önder Sav hala birbirleriyle görüşmemişlerdi. (Üstelik Önder Sav’ın fiziksel durumu ve yaşı da CHP’nin içinde bulunduğu durumu çok güzel özetliyordu.)

MHP'ye yarayan Deniz Baykal ve PKK
MHP seçimden başarılı çıkan üç partiden ikincisi oldu. CHP’nin incelemesi gereken başarılardan biri AKP’ninki ise, bir diğeri de MHP’ninkidir. Çünkü CHP kitlesi içinde önemli bir kesimin, sırf parti yönetiminin başarısızlığı sebebiyle MHP’ye oy verdiğini düşünüyorum. Bu tahminde bulunmamın tek sebebi çevremde rastladığım örnekler değil. AKP’ye tepki duyan, ama CHP kökenli olmalarına rağmen Deniz Baykal’dan rahatsız olan kesimin oy verebileceği tek parti olduğu için MHP bu potansiyelden yararlanmış olmalı. Zira sonuçlardan biliyoruz ki bu kesim DP’ye veya GP’ye ilgi göstermedi.

MHP’nin başarı kazanmasının sebeplerinden bir diğeri de artan terör olaylarıydı tabii ki. PKK teröründen rahatsızlık duyan ve bu rahatsızlıktan iktidarı sorumlu gören sağcı seçmen, büyük ihtimalle birleşmedeki beceriksizlik sebebiyle Mehmet Ağar’a değil, milliyetçiliği temel direk olarak ön plana çıkaran MHP’ye yöneldi. Neden CHP’ye değil? Çünkü CHP’nin geçmişi Kürt milliyetçiliğiyle mücadeleye yer vermiyor. Hatta 1994 yılında yaşanan meclis gerginliğinde Leyla Zana ve arkadaşlarına yol veren parti SHP idi ve SHP olaydan kısa süre sonra Deniz Baykal’ın liderliği altında CHP ile birleşti. Dolayısıyla Deniz Baykal’ın DTP’ye karşı inandırıcı olamadığı, Mehmet Ağar’ın partisini toparlayamadığı bir ortamda terör karşıtı oylar MHP’de toplandı.

AKP ne yaptı (ya da "muhalefet ne yapamadı")?
Şu andan sonra söyleyeceklerim, AKP’yi övdüğüm hissi verebilir. Öyle bir derdim yok, istemem de zaten. Ama ortada, uzun süre iktidarı elinde tuttuktan sonra yıpranması beklerken seçim zaferi kazanmış bir parti varsa, başarının sebeplerini incelerken Sezar’ın hakkını Sezar’a vermemek için başka bir partinin fanatiği olmak gerekir. Ayrıca %47’lik sonucu tamamen dağıtılan hediyelere ve seçim yaklaştığında yapılan “göstermelik” icraatlara bağlamak da, halkın yarısına yakınını aptal yerine koymaktır.

Tabii ki 22 Temmuz seçimlerinin tartışmasız galibi AKP. AKP’nin aldığı yaklaşık %47’lik oy oranı, bu tip bir seçim sistemi için dünyanın her yerinde zafer sayılır. Üstelik 4 buçuk yıllık bir iktidardan sonra sağlanan %11’lik oy artışı da bu zaferi katmerliyor. Kalkıp da AKP’nin yaptığı işlere övgüler düzecek değilim. Düzgün ve hatalı pek çok davranışları oldu. Önemli olan, AKP’nin iyi veya kötü olması değil. Önemli olan, AKP’yi bu zafere taşıyan etkenlerin ne olduğu. Deniz Baykal’ın kendisine sorması gereken soru da “nasıl oldu da halkı kandırdılar” değil. “Neler oldu da AKP bu başarıyı sağladı?” Bunu sorabilirse, Baykal “bile” AKP’ye karşı ihtiyacımız olan muhalefeti yapabilir. AKP’ye karşı seviyeli bir muhalefete ihtiyacımız var çünkü. Ve tehlike olan şey tek parti iktidarı değil, muhalefetin başarısız olduğu bir tek parti iktidarı. Çünkü, Emre Kongar’ın seçim gecesi yayımlanan Yorum Farkı’nda açıkladığı gibi, “iktidar her rejimde var, ama muhalefet sadece demokrasilerde var”.

İlk önce şunu soralım: AKP 2002 seçimlerinde nasıl birinci oldu? Bir kere “mağdur” rolünü çok iyi oynadı, ve halkımız arasında bu numara her zaman tutar. Biz, Talas Savaşı’nın sebebini bile bilmeden yenilen tarafa yardım etmedik mi? Dünya Kupası’nda çok zayıf bir takım çok güçlü bir takımla oynarken zayıf olanı tutmaz mıyız? Tayyip Erdoğan da bu rolünü güzel oynadı. Tıpkı 27 Nisan’dan sonra yaptığı gibi.

Ve AKP ortaya yenilik koydu. Her anlamda yenilikten bahsediyorum. Mesela tanıtım: Sokaklara asılan parti bayraklarına uzaktan baktınız mı bilmiyorum ama, diğerlerinden ayırt edilebilen tek bayrak AKP bayrağıydı. CHP, MHP, SP ve DP bayrakları birbirlerine karışıyordu. Ayırt edilebilmek için hiçbir şey yapmadılar. Bunun en önemli sebebi de, kemikleşmiş örgütlerle hareket etmeleriydi. Katılaşıp kalmış örgütlerle ortaya yeni bir şey koymak mümkün değildi. Koyamadılar da zaten. AKP’nin sürekli pozitif sözlerle yapılanları övdüğü ve yapılması gerekenleri ön plana çıkardığı kampanyası karşısında, sürekli felaket senaryolarıyla ve skandal iddialarıyla uğraşıp duran bir muhalefet söz konusuydu. Ve halk, bu tip eski tarz politikadan hazzetmediğini 2002 seçimlerinde ağır bir şekilde belli etmişti zaten. Bu açık işarete rağmen, partilerinin bünyesindeki uzmanlara ve akademisyenlere sürekli proje ürettiren CHP ve MHP, kampanyalarını “memleket elden gidiyor”dan ileri götüremediler. Projelerini parti programlarına hapsettiler, ve proje önerileri, “Cumhuriyet kazanacak!” (ya Cumhuriyet kazanamazsa?) ve “bölücüye tek cevap yeter” (ya cevap veremezsek?) gibi sloganlar arasında boğuldu.

Ayrı dünyaların partileri
AKP şu anda, diğer partilerden farklı bir frekansa politika yapıyor. Fuat Keyman’ın bir iki hafta önce Radikal İki’de tespit ettiği gibi, mevcut siyasi resimde merkez sağ var. Merkez sol yok. Merkez solun olması gereken yer bomboşken, bambaşka bir eksende eski tarz politika devam ettiriliyor. Ve bu politika AKP’nin sürekli ortaya proje koyan ve bu projelerle uğraşan vitriniyle rekabet edemiyor. Edemediği sürece de AKP kendisi de dahil herkesi şaşırtan bir destek görüyor. Ve ilginçtir ki, destek gördükçe merkeze çekiliyor.

Bu iddia çoğu kişiyi rahatsız edebilir ama, AKP, seçim kampanyaları boyunca projelere vakit ayıran tek parti görüntüsü çizdi. CHP’ye sorarsanız Cumhuriyet ve Halk kazanamadı. MHP’ye sorarsanız “bölücüye, işbirlikçiye ve Dünya’ya” (bu üçü nasıl aynı kümede toplanıyor bilmiyorum ama) cevap verilemedi. SP’ye sorarsanız Siyonizm kazandı. Ha SP demişken; Erbakan Hoca da torunlarını sevsin de hem kendi öğrencileri olan AKP yönetimini, hem de kendisinden nefret eden bizim gibi sıradan vatandaşı rahat bıraksın artık. Bir devrin kapanışını Erbakan ve Kutan’ın yok oluşu kadar iyi temsil eden bir işaret olabilir mi? Ve bu devir kapanmışken muhalefetin o devrin politikasından medet umması kadar büyük hata olabilir mi?

Deniz Baykal artık nereye yüzecekse yüzsün ama gerçek bir muhalefetin önünü açmak için yoldan çekilsin artık. Neyse ki önümüzde, seçim günü istifa eden Mehmet Ağar gibi pozitif bir örnek var. Bakalım Baykal, Ağar kadar “lider” olabilecek mi?

Taşındık: Ekran Memuru