23 Kasım 2007 Cuma

sanal kişiliğin ilk adımları: facebook

Kişiler arası iletişim, eninde sonunda, tamamen İnternet üzerinden sağlanmaya başlanacak. Graham Bell'in yaptığı ilk telefon konuşmasıyla (hatta daha da önce) başlayan bu süreç şimdiye kadar e-mail, ICQ, MSN, Yonja, EkşiSözlük, MySpace gibi farklı yöntemlerle gelişti, ve hâlen gelişmeye devam ediyor. Bunu tıpkı, yerleşik hayata ilk geçildiğinde, şehir hayatının bileşenlerinin adım adım olgunlaşmalarına benzetebilirsiniz. O dönem için "dejenerasyon", "gelenekten kopuş" gibi karşılanan yenilikler, sonradan insan hayatının ayrılmaz birer parçası haline gelmiştir, ve şu anda hemen hiçkimse tarafından sorgulanmamaktadır.

Facebook, kendisinden önceki sanal iletişim araçlarının çeşitli hatalarını düzeltiyor, bazı farklı işlevleri bir araya getiriyor, ve bazı yenilikler de barındırıyor. Bu şekilde, eninde sonunda varacağımız yer olan "sanal kişilik" oluşumu yönünde ciddi bir adım atıyor. Artık Facebook sayfası olan bir insan, hem görsel özellikleriyle, hem mesajlaşmalarıyla, hem de üye olduğu gruplar aracılığıyla ortaya koyduğu sosyo-politik duruşuyla ilkel de olsa bir "sanal kişilik" örneği oluşturmuş oluyor. İlkel diyorum, çünkü 20-30 yıl sonra göreceğimiz çok daha ileri "sanal kişilik" platformları yanında, Facebook'un ilkelliği kaçınılmaz. Ama, gerçek kişiliği yansıtma yeteneği bakımından, Facebook'taki "sanal kişilik" oldukça tatmin edici bir performans sergiliyor. Şimdilik.

Tüm bu iletişim ve temsil (gösterge) yöntemlerinin sonunda varacağı yer tabii ki şu anda bizim hayal gücümüzün çok ötesinde. O aşamaya oranla 2007'de yaşayan bizler barbar sayılırız; tıpkı bizim yüzlerce yıl öncesini barbar saydığımız gibi.

Ama 1980 yılına kadarki tüm iletişim araçlarını "gelişim", 1980'den sonrakileri ise "yozlaşma" diye karşılamak, hadi komik demeyelim de, eski kafalılık olsa gerek. Hele ki bu eski kafalılığı ülkemizde, dar bir dünyada yaşayan orta yaşlı bir grubun değil, iyi eğitim almış nispeten genç kesimin ortaya koyması oldukça dramatik. Eski nesillerden miras aldığımız değişim korkusunu ne kadar başarıyla içselleştirdiğimizin belki de en önemli göstergelerinden biri bu: yenilikleri anlamaya çalışmak yerine onları korku/alay kaynağı olarak dışlama alışkanlığımız. Siyah beyaz TV aşamasında teknoloji kullanımını dondurmuş olsak, bir çok insan hayli mutlu olacakmış gibi görünüyor.

Yoksa Facebook'a karşı çıkarak kişiliğini ortaya koymak, Facebook'ta profil oluşturmak gibi bir sosyalleşme yöntemi mi? Neden olmasın? İnternet'i en iyi kullanan, onu en yaratıcı biçimde kullanandır. Bu da, benim gözlemlediğim kadarıyla, Facebook'un en yaratıcı kullanım şekli. Bir çeşit "alternatif Facebook profili" diyebiliriz.

Öyle ya da böyle, facebook insanların sosyalleşmesine oldukça büyük katkı sağlıyor gibi görünüyor. Kullansalar da, karşı çıksalar da...

21 Kasım 2007 Çarşamba

internet'i yerel gazete sanan devlet

Hürriyet'in haberine göre, Cuma gününden itibaren Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, katalog suçlar diye adlandırılan sekiz suçun internet üzerinden işlenmesini engellemeye çalışacak. Aşağıda yer alan haritadaki rengimiz hayli değişecek.



Önce "engellenecek" suçlara bakalım:

1) Atatürk aleyhine işlenen suçlar,
2) İntihara yönlendirme,
3) Çocukların cinsel istismarı,
4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma,
5) Sağlık için tehlikeli madde temini,
6) Müstehcenlik,
7) Fuhuş,
8) Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama

Hadi 2, 3, 4, 5 ve 8 numaraları tartışmayalım...

1. maddeyle, mesela Atatürk'le ilgili rahatsız edici bir video varsa (ki mutlaka vardır), YouTube'a erişim engellenecek. İnternet'e ideolojik sansür kategorisinde Çin, İran ve Tayland gibi ülkelerle aynı sınıfta yer almak her Türk gencini gururlandırmalı herhalde. Hayırlı olsun.

Chat kanallarının, hatta MySpace ve Facebook gibi yerlerin, İnternet'in karakteri gereği kolaylıkla fuhuş için kullanıldığını bilmeyen kalmadı. Bunun kontrolü de site ve kanal yöneticilerinin kontrolünün tamamıyla dışında; yine İnternet'in karakteri gereği. Dolayısıyla eğer bu arkadaşlar 7. maddeyi dürüst bir şekilde uygulayacaklarsa bu site dahil hiçbir kişiler arası iletişim platformu açık kalmayacak. Ama uygulayabilecekler mi? Tabii ki hayır.

Yapılan her araştırmada ortaya çıktığı gibi İnternet içeriğinin, ve kullanım alanının önemli bir kısmını oluşturan müstehcenliği tutarlı bir şekilde engelleyecek cengâver Türk bürokratlarının ise şimdiden ellerinden öpüyorum.

1940 mantığıyla 2007'de devlet yönetmek zor olmalı. Bu ülke gittikçe daha komik bir hâl alıyor.

Ne diyeyim, kolay gelsin. Amman kravatlarınızı gevşetmeyin.

16 Kasım 2007 Cuma

eski insan ve yeni insan


"Aydınlanma" öncesi insanın çevresine bakışı sonsuz ihtimallerle doludur. Suyun şaraba veya başka bir şeye dönüşmesi onun için her zaman mümkündür. Bunun imkansızlığı kanıtlanana kadar, suya bu sonsuz ihtimallerin penceresinden bakar.

Yeni insanın durumu ise bunun tam tersidir: Ona bir şeyin imkansızlığını değil, mümkün olduğunu kanıtlamak zorundasınızdır. Siz varlığını kanıtlamadıkça o ihtimal onun dünyasında göz ardı edilmeye mahkûmdur.

Eski insan, bu sonsuz ihtimaller kümesinin yarattığı belirsizliği dengelemek için yüzyıllara yayılan geleneğe sırtını dayar. Böylece gerçekleşmeyeceğine dair bir güvence bulamadığı korkutucu ihtimallere karşı aklını korur.

Yeni insan ise bu güvensizlikten kurtulmuştur, çünkü bir ihtimalin korkutucu olması için önce varlığının kanıtlanması şarttır. Ama güvensizlikle beraber, o sonsuz "ihtimaller denizi"nin getirdiği hayal gücü de yok olmuştur.

Taşındık: Ekran Memuru