Filmin başlangıcından sonuna kadar her şey, Andy Kaufman'ın, kurguyu hayatın içine yedirme yeteneğini/saplantısını anlatmaktadır. Private Sözlük yazarı bartonfink'in yazdığı gibi, Andy Kaufman'ın mücadelesi, aslında, seyirciyi aptal yerine koyan, ona ne zaman güleceğini ve neye güleceğini anlatmaya çalışan yayıncılık anlayışına karşıdır.

Her şeyden önce Andy film boyunca defalarca şunu anlatmaya çalışır çevresindekilere (özellikle de menajeri George Shapiro'ya): "Ben komedyen değilim". Andy Kaufman komedyen değildir, çünkü amacı seyirciyi güldürmek değildir. O, seyircisine, şaşıracakları bir performans sunar. Performansın neresine şaşıracaklarını asla bilemezler, çünkü bildikleri anda, şaşırtmacanın hiçbir anlamı kalmaz. Kahkahalar, sadece (tam da Jon Elster'ın tanımlayacağı gibi) yan üründür (by-product).
Standart televizyon kültüründe seyircinin şaşırmasının önündeki en büyük engel, gerçek hayatın nerede bitip, kurgunun nerede başladığının farkında olunmasıdır. Oyuncular veya programda yer alanlar sözlerini ezberlerler, kendilerini hazırlarlar, setin içinde önceden belirlenmiş yerlerini alırlar. Sonra yayın süresi başlar. Bu süre başladığı anda hem oyuncular hem de seyirciler tarafından belirli hareketler yapılır. Seyirci bilir ki o programın veya dizinin/filmin sınırlarına girilmiştir ve o andan sonra her şey önceden tahmin edilebilir sınırlar içinde gerçekleşecektir. Bilindik formüller uygulanır ve bu formüllerde neyin ne kadar komik ya da şaşırtıcı olabileceği bellidir. Viktor Pelevin'in Homo Zapiens (Generation P) romanında özetlediği gibi: ikincil özne, asıl özneyi, bir elin eldiveni giydiği gibi giyer, ve onu yönetir.
Kaufman bu klişeyle mücadelesinde çok akıllıca bir yol izler: Kurgu artık ne yerle, ne de zamanla sınırlıdır. Kaufman'ın doğaçlama senaryoları, içinde zoraki şekilde yer aldığı diziyi aşar ve tüm performanslarının üzerine çöker. Meselâ, yayınlayamadığı şovunun ilk bölümünde seyircilerin televizyonlarının bozuk olduğunu sanmalarını sağlamayı ve bu şekilde şovun şaşırtıcılığını seyircinin evine kadar ulaştırmayı amaçlar. Belirli bir işleyişi, düzeni olan David Letterman Show'u darmadağın eder. Memphis'teki güreş ringlerini kendi istediği gibi, ve önceden planlanamayacak tepkileri almak için kullanır.
Tamamen kurgusal bir karakter olan Tony Clifton'ı yaratır, ve ona herhangi bir ünlünün sahip olabileceği kadar gerçeklik kazandırır: Sözleşmeler ve gazetelerdeki skandal haberleri. Artık Tony Clifton'ın "set"i tüm dünyadır. Dolayısıyla Clifton'ın var olduğu bir dünyada kurgu ile gerçek arasındaki sınır kesin olarak çizilemez. Bu, aslında ünlülerin kendilerinin de gerçekliğin parçası olamayacağını gösteren uç bir örnektir sadece.
Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, Andy Kaufman'ın çevresindekiler için de kurgu ve gerçek arasındaki sınır kaybolmuştur. Sevgilisine yapacağı evlenme teklifi, tamamen bir kurmacanın parçası haline getirilir. Menajeri George Shapiro, Tony Clifton'ı Andy'nin canlandıracağını "bilerek" gittiği gösteride, hem Clifton'ı hem de Kaufman'ı aynı anda sahnede görünce şok olur. Ekranlardaki ipe sapa gelmez "davranışları" sebebiyle, düzenli olarak devam ettiği yoga merkezi Andy'yi uzaklaştırmaya karar verir.
Ve son olarak, Andy kanser olduğunu öğrendiğinde, bunu rastgele bir komedi salonunda öylesine anlatır. Bu bile seyirciyi güldürmektedir. Andy'nin surat ifadesi ne kadar acıklı olursa, seyirciye o kadar komik gelmektedir. Andy'nin ensesinde çıkan kist, ona dokunmak için 1 dolar ödenen kurgusal bir metaya dönüşür sahnede. Çünkü hiçkimse sahnedeki Andy Kaufman'ın ensesindeki kurgusal kist ile gerçek Andy Kaufman'ın ensesindeki gerçek kist arasında seçim yapması istendiğinde, gerçek olanı seçmez.
Andy arkadaşlarını gecenin 4'ünde evine çağırıp kanser olduğunu söylediğinde, yazarı Bob'un ilk tepkisi "bunu satabiliriz!" olmuştur, çünkü hastalığın gerçekliğine inanmamaktadır. Kardeşleri, annesi ve babası hastaneye gider, doktoru dinlerler, ama gerçek bir hastanedeki gerçek bir doktorun Andy'nin röntgen filmlerine bakarak yaptığı açıklama bile bunların hepsinin kurgu olduğu yönündeki kanılarını değiştirmeye yetmeyecektir.
Aslında belirli bir yerde sınır aşılmıştır, ve hiçbir şey, Andy Kaufman'ın hayatının ne kadarının kurgu, ne kadarının samimiyet olduğunu belli edemez. çünkü Andy Kaufman'ın samimiyeti, tamamen kurgusal olmaktan ibarettir.
Ölürken bile. Normal insanlar öldüklerinde (tek tanrılı inanışa göre) ruhları ve bedenleri ayrılır. oysa Andy Kaufman'ın cenaze töreni farklı bir ayrışmayı ortaya koyar: ünlüler öldüklerinde, imajları ve bedenleri birbirinden ayrılmaktadır. Kaufman'ın imajı bedeninden kurtulmuş, yansıtma perdesinde veda şarkısını söylemektedir. O andan sonra cenaze töreninin gerçekliği sorgulanamaz. Çünkü normal bir cenazenin, bir imaj açısından hiçbir anlamı yoktur.
Yoga merkezinden atılan ve kadın düşmanlığıyla suçlanan Andy Kaufman,
Yolda türk halkından küfür yiyen Erol Taş,
Seyircilerin önemli kısmının ukalâlıkla ve kendini beğenmişlikle suçladığı Okan Bayülgen...
Sözlükte kurgusal bir karakter oturtup, gerçek kişiliği sadece sözlükte yazdığı entrylerden ibaretmiş gibi değerlendirilerek yüceltilen/alaya alınan sözlük yazarı...
Tüm bu karakterlerin ardında, kurgu-gerçek karmaşasının mağduru olan gerçek bir insan varsa bile, bizim algımıza ulaşamayacağı açık. Olsa olsa, Jean Baudrillard'ın çok sevdiği ifadeyle, gerçeklikten dışlanıp yörüngeye oturtulmuştur - tıpkı Ay gibi.

