Obama'nın "siyaseti değiştirme" ile kastettiği şeyi aslında Türk halkı olarak çok yakından biliyoruz: rakiplerini kötülemeden, projeleri ortaya koyarak ilerlemek. bizim Türkiye'de bu iddiayı bilmemizin sebebi, AKP'nin kazandığı ilk seçimden sonra bu söylemi kullanmış olması.
AKP bu söylemle seçimi kazandı, evet, ama devamında Türkiye'de bu yöntem tutmadı. O zamandan bu zamana yapılan açıklamalar, verilen demeçler, izlenen konferanslar gözden geçirildiğinde anlaşılıyor ki, bunun en önemli nedenlerinden biri, AKP'nin ne tabanının, ne de yöneticilerinin böyle bir anlayışı devam ettirecek soğukkanlılığa sahip olmasıydı.

Her ne kadar AKP'nin lider savaşlarından bunalmış türk siyasetine bu söylemi sokmaya çalışması akıllıca bir tanıtım yöntemi olsa da, devamsızlığa mahkûmdu. Çünkü, muhafazakâr partilerde lider önemlidir. Lidere önem verilir, çünkü muhafazakârlık, tanımı gereği, sorgulanamaz tabuları muhafaza etme üzerine kuruludur. Seçmen tarafından doğrudan yüceltilen liderden beklenen, (i) hatasızlık iddiasını koruması, (ii) ve muhafaza edilen değerleri ne uğruna olursa olsun hatasız savunmasıdır. Olur da muhafazakâr bir partinin lideri hata yaptığını kabul ederse, seçmeni haklı olarak şunu sorar: Yaptığın hareket değerlerimizi korumuyor muydu? Koruyorsa nasıl hatalı olabilir? Korumuyorsa nasıl böyle bir hareket yapabilirsin? Değerlerimize nasıl zarar verebilirsin?
Dolayısıyla, muhafazakâr bir partinin soğukkanlı siyaset yürütmesi hayli zordur. AKP her ne kadar liberal ekonomiyi savunsa, ve bu ekonomi seçeneği bazı değerleri sarsıyor gibi görünse de, AKP için vazgeçilmez olan temel, geleneksel değerlerdir. AKP bu bakımdan muhafazakârdır, ve liderinden hatasızlık bekler. Kusurluluğunu soğukkanlılıkla kabul edecek bir lider her ne kadar entelektüel çevrede takdir toplasa da, AKP tabanından, yukarıda açıkladığım sebeplerle büyük tepki görecektir.
Kısaca, muhafazakâr lider hatasızlığa mahkûmdur. Hatasızlığa mahkûm bir lider ise, rakibini suçlamadan, onunla alay etmeden, soğukkanlı bir şekilde projelerini anlatarak tabanını mutlu edemez. Recep Tayyip Erdoğan'ın, muhafazakâr bir partideki liderlikte bu kadar başarılı olması, büyük oranda buna bağlanabilir.
Barack Obama'nın tabanı ise, bu tip bir siyaseti çok daha olumlu karşılayacak bir yapıya sahip. Her şeyden önce, Barack Obama bir demokrat. Yani, muhafazakârlığın, "kutsal"ın bekçiliğinin tam karşısına denk geliyor.
Hatasız olmak zorunda değil. Cumhuriyetçilerin aksine, "ulusal değerler", "Tanrı'nın sözü" gibi şeyleri savunmuyor. Dolayısıyla "kutsalıma laf ediyorsun" tepkisini, ne kendisi için, ne de seçmeni için verme ihtiyacı hissedecek bir konumda değil. Siyasetini yürütürken yapması beklenen tek değerlendirme, karşılaştığı politikaları ülke açısından, ve tabii sponsorları açısından gözden geçirmek. Bu bakımdan, Demokrat Parti'nin tabanı, soğukkanlı politikaya, muhafazakâr bir tabandan çok daha uygun.
Dileyelim ki, Barack Obama, onu sürekli "tecrübesiz" olarak nitelendiren Hillary Clinton gibi kurt bir politikacı karşısında başarılı olsun, ve ABD Başkanı olduktan sonra da siyaset anlayışını sürdürsün. Açıkçası bunu yazarken Obama'nın Türkiye politikalarından habersiz olarak yazıyorum. Ama proje geliştirmeye odaklanmış, ve Amerikan siyasetinde Clinton çifti kadar "kaşarlanmamış" bir liderin, en azından Guantanamo gibi projeleri çok daha başarılı ve tutarlı bir şekilde değiştirebileceğine inanıyorum.