Kasım 2008 seçimlerinde Demokrat Parti'nin başkan adayı olmaya hak kazanan Barack Obama'nın zafer konuşması. Türkiye'de böyle bir konuşmanın gerçekten seçilme şansı olan birilerinden gelmesini daha uzun süre beklemediğimden, en azından bunu tercüme edeyim dedim. Tercüme hataları tamamen bana aittir.
"54 zorlu mücadeleden sonra bu gece, ön seçimler sonunda tamamlandı.
Springfield, Illinois'teki Old State Capitol'un basamaklarında hep beraber ilk defa duruşumuzdan bu yana 16 ay geçti. Binlerce mil yol kat ettik. Ve sizin kararınız doğrultusunda - Washington'a değişimi taşımaya karar verdiğiniz için; bu yılın diğerlerinden farklı olması gerektiğine inandığınız için; şüpheleriniz ve korkularınız yerine umutlarınıza ve özlemlerinize kulak verdiğiniz için, bu gece tarihi bir yolculuğu tamamlıyor, ve bir başka tarihi yolculuğa - Amerika'ya yeni ve daha güzel bir gün getirecek olan bir yolculuğa başlıyoruz. Bu gece, karşınızda durup, Birleşik Devletler Başkanlığı için Demokrat Parti'den adaylığımı açıklayabiliyorum.
Kampanyamız boyunca -iyi ve kötü günlerde; karlı Cedar Rapids'den, güneşli Sioux Şelaleleri'ne kadar- yanımızda olan her bir Amerikalı'ya teşekkür etmek istiyorum. Ve bu gece, benimle birlikte aday olarak bu yolculuğa çıkanlara da teşekkür etmek istiyorum.
Ulusumuz için kritik önem taşıyan bu anda, partimizin şimdiye kadarki en yetenekli ve nitelikli başkan adayı listelerinden birini ortaya koymuş olmasından gurur duymalıyız. Onlarla sadece rakiplerim olarak mücadele etmedim. Dostlarım, kamu görevlileri, ve Amerika'yı seven ve bu ülkeyi daha iyi bir yer haline getirmek için durmadan çalışmaya gönüllü vatanseverler olarak onlardan çok şey öğrendim. Onlar bu partinin liderleridir, ve Amerika gelecek yıllarda sık sık onlara ihtiyaç duyacaktır.
Bu söylediklerim, özellikle bu yolculukta diğerlerinden çok daha fazla yol kat eden aday için geçerli. Senatör Hillary Clinton bu kampanya boyunca tarih yazdı. Sebebi sadece başka hiçbir kadının yapmadıklarını yapan bir kadın olması değil, aynı zamanda milyonlarca Amerikalı'ya gücüyle, cesaretiyle ve bizi bu gece buraya getiren amaçlara adanmışlığıyla ilham veren bir lider olması.
Son on altı ay boyunca farklarımızı ortaya koyduk. Ama onunla pek çok kez bir arada yer almış biri olarak söyleyebilirim ki Hillary Clinton'ı sabahları en zor zamanlarda bile uykusundan uyandıran şey, aynı zamanda onu Bill Clinton'la beraber yıllar önce Teksas'ta ilk kampanyayı başlatmaya, Children's Defense Fund'da çalışmaya, sağlık sigortası konusunda first lady olarak mücadele vermeye, Birleşik Devletler Senatosu'nda yer almaya ve başkanlık için sınır tanımayan bir kampanya yürütmeye yönlendiren şeydir: Ne kadar zor olursa olsun, sıradan Amerikalılar'ın yaşamlarını iyileştirmek için boyun eğmek bilmeyen bir arzu. Ve emin olun ki, sonunda bu ülkede sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması kavgamızı kazandığımızda, o da bu zaferin tam ortasında olacak. Enerji politikamızı dönüştürüp çocuklarımızı yokluktan kurtardığımızda, bu onun yardımları sayesinde olacak. Partimiz ve ülkemiz onun sayesinde daha iyi durumda, ve ben, Hillary Rodham Clinton'la rekabet etme şerefine sahip olduğum için artık daha iyi bir adayım.
Bu ön seçimin bizi zayıflattığını ve böldüğünü söyleyenler var. Diyebilirim ki bu yarış sayesinde milyonlarca Amerikalı ilk defa oy kullandı. Bu seçimin sadece Washington'da görev yapacak partiyle ilgili olmadığını, aynı zamanda Washington'ı değiştirme ihtiyacıyla ilgili olduğunu anlayan pek çok bağımsız ve Cumhuriyetçi var. Rekorlar kıracak ve bir ulusa ilham verecek kadar çok sayıda oy kullanan gençler, Afrikalı-Amerikalılar, ve Latinler, ve her yaştan kadın var.
Hepiniz derinden inanabileceğiniz bir adayı desteklemeyi seçtiniz. Ama günün sonunda, biz, sizin sesinizi duyurmak için bloklarca uzunluktaki kuyruklarda sıra beklemenizin asıl sebebi değiliz. Bunu ne benim için, ne Senatör Clinton için, ne de bir başkası için yaptınız. Bunu yaptınız, çünkü bir nesli tanımlayacak böyle bir anda, yapageldiğimiz şeylere devam edemeyeceğimizi yürekten hissettiniz. Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek borçluyuz. Ülkemize daha iyi bir gelecek borçluyuz. Ve o geleceği hayal eden herkese sesleniyorum: gelin, beraber çalışalım. Amerika için yeni bir yol çizmek için gelin güçlerimizi birleştirelim.
Birkaç kısa ay içinde, Cumhuriyetçi Parti St. Paul'de çok daha farklı gündem maddeleriyle ortaya çıkacak. Buraya gelecek, ve bu ülkeye kahramanca hizmet etmiş bir adamı, John McCain'i başkan adayı olarak ilan edecekler. McCain'in ülkeye hizmetine ve çok sayıdaki başarılarına değer veriyorum -o benimkileri reddetmeyi seçse de. Onunla farklarımız kişilikle ilgili değil, onun bu kampanya boyunca öne sürdüğü politikalarla ilgili.
Çünkü John McCain geçmişte partisinden bağımsız hareket ettiğini haklı olarak iddia etse de, başkanlık kampanyasına damgasını vuran pek de böyle bir bağımsızlık değildi.

John McCain tıpkı geçen yıl Senato'da yaptığı gibi zamanının yüzde 95'ini George Bush ile geçirdiğinde, bu değişim değildir.
Değişim, McCain'in yaptığı gibi Bush'un iyi işler yaratamayan, işçileri koruyamayan, Amerikalıların aşırı yüksek üniversite fiyatlarını karşılamasını sağlayamayan, ortalama Amerikan ailesinin reel gelirini düşüren, Wall Street ile Main Street arasındaki uçurumu büyüten ve çocuklarımıza bir borç dağı bırakan ekonomi politikalarını dört yıl daha sürdürmeyi vaat etmek değildir.
Değişim, McCain'in yaptığı gibi Irak'ta tüm çabayı, Iraklı politikacılar yerine üniformalı erkeklerimizden ve kadınlarımızdan bekleyen, Irak'ta kalmak için bahaneler arayan, Amerikalılar'ın güvenliğine hiçbir katkısı olmayan bir savaşı devam ettirmek uğruna milyarlarca dolar harcayan politikaları devam ettireceğini söylemek değildir.
Şunu söylüyorum: John McCain'in, George Bush politikalarını aynen kabullenmesini çift-partili ve yeni diye lanse etmesi pek çok şekilde tanımlanabilir. Ama değişim bunlardan biri değildir.
Değişim, asla başlatılmaması ve yürütülmemesi gereken bir savaşla başlamayan ve böyle bir savaşla bitmeyen bir dış politikadır. Burada dikilip, Irak konusunda önümüzde iyi seçenekler varmış gibi davranacak değilim. Ama askerlerimizin o ülkede yüz yıl daha kalması gibi bir seçeneğimiz yoktur -özellikle de ordumuzun fazla yayıldığı, ulusumuzun dünyanın geri kalanından koptuğu, ve Amerika'ya yönelik hemen hemen bütün diğer tehditlerin görmezden gelindiği bir zamanda.
Irak'a girerken ne kadar dikkatsiz davrandıysak, Irak'ı terk ederken de o kadar dikkatli olmalıyız -ama kesinlikle terk etmeye başlamalıyız. Iraklıların kendi geleceklerinin sorumluluğunu üstlenmelerinin vakti gelmiştir. Ordumuzu yeniden kurmanın ve eve dönen gazilerimize ihtiyaç duydukları ilgiyi ve hak ettikleri avantajları sağlamanın vakti gelmiştir. Dikkatimizi El Kaide liderlerine ve Afganistan'a yöneltmenin, ve dünyanın dikkatini 21. Yüzyıl'ın genel tehlikelerine -terörizm ve nükleer silahlara; iklim değişikliği ve yoksulluğa; soykırım ve hastalıklara- çevirmenin vakti gelmiştir. Değişim budur.
Değişim, günümüzün tehditlerini sadece silahlarla değil, Birleşik Devletler Başkanı'nın, hiçbir küçük diktatörün, Amerika'nın yerini ve duruşunu öğrenmesinden korkmadığı, sert ve doğrudan bir diplomasiyle de karşılamanın gereğini anlamaktır. Tekrar özgür dünyanın liderliğini üstlenecek cesarete ve inanca sahip olmalıyız. Bu Roosevelt'ten, Truman'dan ve Kennedy'den bize kalan mirastır. Amerikalıların isteği budur. Değişim budur.
Değişim, sadece zenginliği ödüllendirmekle kalmayan, aynı zamanda onu yaratan işi ve işçiyi de ödüllendiren bir ekonomi inşa etmektir. Çalışan ailelerin karşılaştığı güçlükleri çözmenin, büyük şirketler ve zengin CEO'lara vergi affı sağlamak için milyarlarca dolar akıtmaktan değil, orta sınıfa vergi affı sağlamaktan, ve dağılan altyapımıza yatırım yapmaktan, ve enerjiyi kullanma şeklimizi dönüştürmekten, ve okullarımızı iyileştirmekten, ve bilime ve yeni fikirlere adanmışlığımızı canlandırmaktan geçtiğini anlamaktır. Tıpkı Bill Clinton'un dönemindeki gibi, malî sorumluluğun ve refahı paylaşmanın bir arada olabileceğini anlamaktır.
John McCain geçen haftalarda Irak'a yaptığı gezilerle ilgili konuşmakla hayli zaman geçirdi, ama eğer Michigan'da, Ohio'da, burada Minnesota'da mevcut ekonomiden darbe yemiş şehirleri gezmek için biraz vakit harcasaydı, belki insanların ihtiyaç duyduğu değişimi anlayabilirdi.
Eğer Iowa'ya gidip, tüm gün derse girdikten sonra gece vardiyasında çalışan ama yine de hasta kız kardeşinin sağlık ödemelerini karşılayamayan öğrenciyle tanışsaydı, bu kızın sadece sağlıklı ve zengin olanlarla ilgilenen sağlık politikasının dört yıl daha devam etmesine dayanamayacağını anlardı. O kız, isteyen her Amerikalı'ya sağlık sigortası sağlayan ve ihtiyacı olan her aileye hizmet getiren bir sağlık hizmetleri planı benimsememizi bekliyor. İhtiyaç duyduğumuz değişim, budur.
Eğer Pennsylvania'ya gidip, işini kaybeden ama yeni iş aramak için arabasına benzin koyamayan adamla tanışsaydı, diktatörlerden satın aldığımız petrole bağımlılığımızın dört yıl daha süremeyeceğini anlardı. O adam, otomobil imal edenlerin benzin standartlarını yükselteceği, şirketlerin yarattıkları kirliliğin bedelini ödeyecekleri, petrol şirketlerinin kârlarını temiz enerji yatırımlarına yönlendirmesini sağlayacak, milyonlarca iyi maaşlı ve taşeronlara verilemeyecek iş yaratacak bir enerji politikası geliştirmemizi bekliyor. İhtiyaç duyduğumuz değişim, budur.
Eğer South Carolina'daki, St.Paul'deki veya dün gece konuşmasını yaptığı New Orleans'taki okullarda biraz vakit geçirseydi, No Child Left Behind yasası için para ayırmanın sonuçlarını taşıyamayacağımızı; çocuklarımıza karşı, onların eğitimi için yatırım yapma, yeni bir eğitim ordusu kurup onlara daha iyi maaş ve destek verme, ve üniversite eğitiminin sadece eğitimli azınlığa ait bir ayrıcalık değil, her Amerikalı'nın doğal hakkı olduğuna karar vermekle yükümlü olduğumuzu anlardı. Amerika'da ihtiyaç duyduğumuz değişim, budur. Ben bunun için başkan adayıyım.
Diğer taraf Eylül'de buraya gelecek ve bambaşka politikalardan ve duruşlardan oluşan vaatlerde bulunacak, ve ben sabırsızlıkla bu tartışmayı bekliyorum. Bu, Amerikalıların hak ettiği bir tartışma. Ama hak etmediğiniz bir şey var: korku, imalar ve bölünmüşlük hakimiyetindeki bir seçim daha. Dini bir takoz, vatanseverliği bir sopa olarak kullanan, karşımızdakileri, yarışacağımız rakipler olarak değil, şeytan ilan edeceğimiz düşmanlar olarak gören türden bir politikayla bu kampanyada ve bu partide karşılaşmayacaksınız. Çünkü kendimizi Demokratlar ve Cumhuriyetçiler olarak adlandırsak da, öncelikle hepimiz Amerikalıyız. Her zaman öncelikle Amerikalıyız.
Arizona'lı saygıdeğer Senatör'ün dün gece söylediklerinin aksine, yirmi yıllık sosyal yaşantımda farklı görüşlerden pek çok insanın aynı amaçlar için bir araya geldiğini gördüm, ve pek çoğunu da kendim bir araya getirdim. Chicago, South Side'da toplum önderleriyle omuz omuza yürüdüm. Ceza ve yurttaşlık hakları avukatlarıyla aynı masada oturup, 13 masumu idama gönderen bir ceza hukuku sistemini reforme etmek için uğraştım. Daha çok çocuğa sağlık sigortası, daha çok çalışan aileye vergi affı sağlamak, nükleer silahların yayılımını engellemek ve Amerikan halkının, ödedikleri vergilerin nereye gittiğini bilmesini garanti altına almak ve Washington'daki gündemi sıklıkla yönlendiren lobilerin etkisini azaltmak için diğer partiden dostlarla birlikte çalıştım.
Bu ülkede, anladım ki, bu işbirliği, her şeyde görüş birliğine vardığımız için değil, bizi niteleyen tüm etiketlerin, bölünmüşlüklerin ve kategorilerin ardında; küçük tartışmaların ve güç mücadelelerinin ötesinde, Amerikalılar ortak zorluklarda ve ortak umutlarda buluşan nazik, cömert ve tutkulu insanlar oldukları için gerçekleşiyor. Ve bu temel iyiliğe ihtiyaç duyduğumuz, ülkeyi yeniden güzelleştirecek anlarla sık sık karşılaşılıyor.
Bu söylediklerim, Philadelphia'daki bir salonda bir araya gelip daha iyi bir birliğin kuruluşunu ilan eden vatanseverler için geçerlidir; Gettysburg ve Antietam'da o birliği korumak için ellerinde kalan son şeyi de feda edenler için geçerlidir.
Korkunun ta kendisini fetheden, bütün bir kıtayı zulümden kurtaran ve bu ülkeyi fırsatın ve gelişmenin yuvası haline getiren gelmiş geçmiş en büyük nesil için de söylediklerim aynen geçerlidir.
Grevlerde gözcülük eden işçiler; cam tavanları parçalayan kadınlar; özgürlük uğruna Selma'daki köprüyü aşan çocuklar için söylediklerim geçerlidir.
En büyük zorlukları yenen, çocuklarına daha iyi, güzel, ve adil bir dünya bırakmak için en umulmaz ihtimalleri gerçekleştiren her nesil için bu söylediklerim geçerli olmuştur.
Bizim için de geçerli olmalıdır.
Amerika, şimdi bizim zamanımız. Geçmişteki politikalara sünger çekmemizin zamanı geldi. Karşılaştığımız güçlüklere yepyeni enerji ve yepyeni fikirlerle yaklaşmamızın zamanı geldi. Sevdiğimiz ülkeye yeni bir yol önermemizin zamanı geldi.
Yolculuk zor olacak. Yol uzun. Bu zorluğu, derin bir alçakgönüllülükle ve sınırlarımın bilincinde olarak, ama aynı zamanda Amerikan halkının yapabileceklerine olan sınırsız inancımla karşılıyorum. Çünkü eğer gerçekten bu uğurda çalışmayı, ve mücadele etmeyi, ve buna inanmayı istiyorsak, kesinlikle eminim ki bundan sonraki nesiller olarak, geriye dönüp, çocuklarımıza bunun hastalara tedavi, işsizlere iş sağlamaya başladığımız an olduğunu; okyanusların yükselişinin yavaşladığı ve gezegenin iyileşmeye başladığı an olduğunu; bir savaşın bittiği ve ulusumuzun güvenliğini sağladığımız, dünyanın son ve en iyi umudu olduğumuz yönündeki imajımızı tekrar kazandığımız an olduğunu söyleyebiliriz. Bunun, hep birlikte bir araya gelip, bu büyük ulusu, en iyi yönlerimizi ve en yüksek ideallerimizi yansıtacak şekilde yeniden inşa ettiğimiz an olduğunu söyleyebiliriz. Teşekkür ederim, Tanrı sizi korusun, ve Tanrı Amerika Birleşik Devletleri'ni korusun."
[Konuşmanın orijinal İngilizce metni için tık.]