Ben bu hisse, özellikle Independence Day ve The Last Castle filmlerini izlerken çok şiddetli şekilde kapılmıştım. Çok daha evrensel, ABD'yi sevmek zorunda olmayan insanlara da hitap edecek bir şekilde sunulabilecek iki hikâye de, ABD'nin sembollerinin kullanımı sebebiyle birer kırmızı-beyaz-mavi fetiş aracı hâline dönüşüp iticileşmişti.Özellikle ABD'nin soğuk savaş sonrası ele geçirdiği "tek lider" konumu biz ABD dışındakilerin Amerikan propagandasından iyice sıkılmasına yol açtı. Bunun en önemli sebebi de, ABD'nin o bayrağı, Özgürlük Heykeli'ni, Beyaz Saray'ı vs. artık herhangi bir prensibin sembolü olarak kullanacak bir konumda olmaması. Soğuk Savaş sırasında ne SSCB'nin, ne de ABD'nin sembolleri sadece o ülkeleri temsil ediyordu. Bir yanda SSCB kızıl bayrağı, sarı yıldızı ve orak-çekiçle eşitlik ilkesini, ezilmişlerin iktidarını, milliyetçilikle bölünmemiş bir dünyanın vaadini öne sürerken, öbür yanda ABD, ünlü bayrağı, Özgürlük Heykeli ve Beyaz Saray'ıyla özgürlük ilkesini, seçilmişlerin iktidarını ve sınıfsal retorikle bölünmemiş bir dünyayı vaat ediyordu. Bu iki değer kümesinden ilkini tercih edenler SSCB'nin sembollerini, ikincisini tercih edenler ise ABD'nin sembollerini büyük oranda sempatiyle karşılıyorlardı.
Oysa SSCB'nin yıkılmasından sonra, oturmuş düzeninin organik bir sonucu olarak, kendini tekrar tanımlamasına yardımcı olacak kadar büyük bir tehdit arayan ABD'nin bu çabaları her seferinde sonuçsuz çıkarken, ABD'nin sembolleri de Soğuk Savaş'ta edindikleri değerleri kaybettiler.
Bu gerçeğin farkına varsa da uygulamaya geçirmekte son derece beceriksiz davranan ABD yönetimi, Soğuk Savaş'taki gibi "demokrasi" ve "özgürlük" havâriliği yapmaya çalışırken unuttu ki, şu anda dünya üzerindeki tüm sistemler öyle ya da böyle zaten demokrasiyi ve özgürlüğü anahtar kelime olarak benimsiyorlar. Dolayısıyla ABD'nin eski kimliğini revize etme denemeleri her seferinde karikatürize kalıyor, ve karşısında "koruyuculuk" iddiasında bulunamayacağı bir karşı-kutuptan yoksun ABD gittikçe iticileşiyor.
Bunun sonucunda, diğer semboller gibi Amerikan bayrağı da, dünya üzerindeki güçlü devletlerden birinin milliyetçi sembolüne, yani normal rolüne indirgeniyor. Bugün ABD'ye dışarıdan bakan bir insan, tüm ABD'nin bayraklarla kaplı olduğunu düşünecek ve bu bayrakların ABD dışında da pek çok yerde dalgalandığını haklı olarak gözlemleyecektir. Kosova bağımsızlık mücadelesi verirken sallanan ABD ve AB bayraklarına, Türkiye'den bakan bir insan doğal olarak pek anlam veremeyecektir.
Oysa tüm bunlar, geçmişteki sembolik değerini gittikçe kaybeden ABD'nin, anlamlı geçmişinin hatıralarından başka bir şey değil, ve bu bakımdan dünyanın sayısız bölgesinde hâlâ anlamlı. Şu anda bazı yerlerde ABD'ye ve sembollerine duyulan hayranlığa, Soğuk Savaş sonrası zafer sarhoşluğunun bir etkisi olarak bakabilirsiniz. Dünya "anlamlı" bir kutuplaşma üzerinde uluslar arası geometrisini yeniden oturtmadığı, ve Zizek'in tanımıyla, kumaşı mindere tutturan düğmeler böyle kopuk durduğu sürece, merak etmeyin, bu da tıpkı diğer semboller gibi "ulusal"laşacak. Zaten ABD'nin "Axis of Evil" (şer ekseni), "terörist devletler", "Coalition of the Willing" (Gönüllüler Koalisyonu) gibi adlandırmalarının ve NATO'ya yeni görev tanımı getirme denemelerinin altında, Amerikan bayrağının gerçekten Amerikan bayrağına indirgenmemesi amacı yatıyor. Bu çabalar amacına ulaşır mı ulaşmaz mı, işte onu da zamanla hep birlikte göreceğiz.